Persecutory röportajı ile grubun yerli metal sahnesindeki özgün bakış açısını, ilk EP’den bugüne kadar olan süreçlerini daha yakından keşfediyoruz!
İlk EP’leri “Perversion Feeds Our Force” ile 2016 yılında dinleyicisiyle buluşan Persecutory, hızla dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. 2017 yılında çıkardıkları “Towards the Ultimate Extinction” albümüyle ise, yalnızca müzikal anlamda değil, sözsel olarak da güçlü bir mesaj veren Persecutory, yerli metal sahnesindeki yerini sağlamlaştıran önemli bir dönüm noktasına imza attı. Albüm, grubun müzikal evrimini gözler önüne sererken, daha derin bir karanlık ve yoğun bir agresyon içeriyor. Albümdeki her parça, bir tür varoluşsal öfke ve kaosun ifadesi gibi; Persecutory, hem teknik hem de duygusal anlamda sınırlarını zorlayarak, dinleyicisini hiç olmadığı kadar derin bir yolculuğa çıkarıyor.
Karanlık, sert ve öfkeli sound’larıyla black metal dinleyicilerine kendine has bir dünya sunan Persecutory, müziklerinde yoğun bir atmosfer yaratarak müzikal yolculuklarını sürdürmeye devam ediyor.
Persecutory röportajı ile grubun müziğindeki derin karanlık ve öfke temalarını nasıl şekillendirdiklerine göz atıyoruz.
Merhaba. Öncelikle son EP “The Glorious Persecution” henüz yeni çıkmışken birkaç soru sormak istiyorum. “The Glorious Persecution”un müzikal veya lirik olarak önceki çalışmalarınıza göre farklılaştığını düşündüğünüz noktalar nelerdir?
T.PROFANATOR: Son albüm “Summoning the Lawless Legions” ile daha çok hakim olmaya başlayan ritüelistik şarkı akışlarının “The Glorious Persecution”da daha fazla agresyon ile harmanlanması, daha yıkıcı bir çalım ve söyleyiş tarzına yönelmemiz, ruhani ve metafiziksel dünyanın daha da derin lirikal dehlizlerine doğru yol almamızdan kaynaklanıyor. Kasvetli gitar melodilerinin daha da güçlendirilmesi ve bu yapılırken tehditkar tavırdan hiç taviz verilmemesi bütün altyapıyı belirledi. Bu süreç aslında son albümde zaten büyük ölçüde vardı. Sadece bu EP’de de çizgiyi bozmadan devam etti ama acımasızlığı daha da sahiplendiğimizi düşünüyoruz. Öyle ki etiketler ve benzetmeler her zaman önemsiz olsa da bu bahsettiğimiz saldırganlığı ilk dönem black-death metal çizgisiyle bile kısmen birleştirenler bile oldu ki bu işte yarattığımız gürültüde sunmak istediğimiz varyasyonu tanımlıyor.
“Ortak tercihimiz sonucunda şarkılar için olabilecek en uygun ses dengesi yakalanmış oldu”
Deathbed’in 90’lar black metaline daha saygı sunan bas çalım tarzı hakim oldu ve Kyle’ın blastları daha vahşice ve çift bas davulları daha yıkıcı bir karaktere büründü. Prodüksiyon biraz daha modern hale geldi. Bu noktada 2024 başında ikinci gitara geçen Emre ve önceki albümde de prodüksiyonda yer alan Can’ın büyük miks & mastering çabasıyla ve ortak tercihimiz sonucunda bu şarkılar için olabilecek en uygun ses dengesi yakalanmış oldu. Normalde liriklerin teması olarak “Towards the Ultimate Extinction” dan bu yana temelde hepsinin ortak odak noktası ölüm ve onu takip eden karanlık enerjinin başlangıcı ve bitişi olmayan sarmal hiçliğin övgüsüdür. Fakat kitaplara, kaynaklara sadece belli bir oranda bağlı kalmayı tercih etsek de “Summoning the Lawless Legions” biraz daha “Magick of the Nephilim” ilhamları üzerinden yola çıkılan bir konseptteydi. Son EP’de ise benzer çizgide ilerlerken daha çok “Temple of the Black Light” etkilenimleri de oldu ve insanlığı günahkar hale getiren sapkın meleklerin hikayesinden yola çıktık.
Bu sefer tamamıyla bir konsept EP’si diyemeyiz çünkü her şarkının kendine özel bir hikaye anlatımı var. Bunlara körü körüne inanmak ve bağlı kalmak bizim düşüncemizin merkezinde yok. Son EP, ismi gibi “görkemli bir zulüm” aslında bu varoluşa ve ötesine sunulan, hak edilmiş görkemli zulmü sergiliyor. Yapabileceğimiz tek şeyin zihnimizde korktuğumuz dünyaların ütopyasına seyahat etmek olduğuna, zamanın ve fiziksel varoluşun hakimiyetinin kapılarını kırarak sonsuz ve saf olmayan tatmine işaret ediyor.
INFECTIOUS TORMENT: Gitarlar adına konuşacak olursam, 2014’ten bu yana hayatın birçok alanında olduğu gibi müzik hayatımızda da gelişimimizi sürdürüyoruz. Her yeni albümde, bir önceki albümden daha habis, daha saldırgan ve daha karanlık riff’ler yazmaya özen gösteriyorum. “The Glorious Persecution” özelinde konuşacak olursak; bu EP’de diğer albümlere göre daha fazla death metal riff’lerinin kullanıldığını anlayabilirsiniz. Tüm bunları yaparken, elbette saldırgan ve acımasız black metal tavrımızdan da asla ödün vermedik.
Persecutory EP
“Artwork süreci EP’nin ihtiyacı olana göre ilerliyor”
EP’nin kapak tasarımı oldukça etkileyici. Bu görselin şarkılarla olan bağlantısını nasıl tanımlarsınız?
T.PROFANATOR: Her albümde değişmeyen tek faktör Alex Shadrin’in her zaman yaptığı gibi anlattıklarımızdan yola çıkarak kendi hayal dünyasıyla oluşturduğu temalar. EP’ye ismini veren şarkıda olduğu gibi “Ecstatic Demonlords” şarkısının da bu temaya büyük bir katkısı var. Şarkılarda geçen aldatıcı sefirotik ışığın enerjisi ve evrene olan ilahi yayılımına karşı olan uyanış fikrinden, ve ayrıca ölüm getirenlerin on sefirottaki somut dünya Malkuth’a yaptığı metastaz fikrinden yola çıkarak bu görseli oluşturmaya yöneldi. Shadrin bize her albümde tema olarak farklı görseller sunsa da çizim tarzı olarak önceki albümün devamı niteliğinde ilerledi. Bize de bunu sordukları oluyor, “renkli görseller en çok tercih ettiğiniz şey midir?” gibi. Özellikle bunu tercih ediyoruz veya etmiyoruz demeyiz, bu EP’nin ihtiyacı olana göre ilerledi. Bu yarın başka bir albümde siyah beyaz ve daha düz bir kapak yaptırmayacağımız anlamına gelmez.
“Hala o saldırgan ruh içimizde var”
Şimdiye kadar 2 EP ve iki albüm yayınladınız. İlk demolarınızdan bu yana müziğinizdeki en büyük değişimler neler oldu?
T.PROFANATOR: 2016 yılında yayınladığımız ilk EP “Perversion Feeds Our Force” ile şu an geldiğimiz nokta iki uç nokta. Fakat hala o saldırgan ruh içimizde var. Besteler ve prodüksiyonlar, çalım tarzı ve söyleyiş tarzı doğal bir gelişim süreci olarak artık değişmiş olabilir. Fakat içimizdeki günahkar alevlerle kaplı taviz vermez ruh hep aynıdır. O dönem daha black-thrash metal tarzında bir çıkış yaptık, bu süreç “Towards the Ultimate Extinction” albümünde daha black-death metale evrildi. Hatta grubun beste karakterine death metal’in en çok girdiği albüm bu olmuştu. Sonrasında gelen “Summoning the Lawless Legions” düşmemiz gereken cehennemin ta kendisiydi, bir nevi dönüm noktası oldu. Çünkü burada 2000’lerin belli bir döneminde hakim olan ve asıl odaklanmak istediğimiz black metal çizgisine girmiştik. Neticede hiçbir dönemden veya ülkenin sahnesinden ilham almadık diyemeyiz. Mesela Polonya ve Fransa gibi. Polonya deyince yanlış anlaşılmasın. Şaklabanlığa dönmüş, eliyle yüzünü kapatanların maskeli black metal trendi değil. Çok daha eskilere dayanıyor.
INFECTIOUS TORMENT: Aslında bana kalırsa ilk EP’miz “Perversion Feeds Our Force”dan sonra gelen geri bildirimler aşırı iyiydi. Saldırgan tarzımızın temellerini bu EP ile atmış olduk. “Towards the Ultimate Extinction” da ise işler biraz daha değişti. Black, death ve thrash metal öğelerini albümün genelinde yansıtmaya çalıştık ve daha Avrupai bir sound’u benimsedik. Aslında ilk full albümden sonra grubun tam tarzını oturttuğunu söyleyebilirim. O albümden sonra her albümde üzerine daha fazla koyup daha iyi işler yapmaya çalışıyoruz.
Persecutory röportajı
“Geldiğimiz son noktada insanlara sahnedeki her hareketimizle müziğimizi yansıtmaya çalışıyoruz”
Konserler, sahne performansları ve dinleyici geri bildirimleri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Canlı performanslarınızda dinleyici ile olan o kutsal atmosferi yakalamak için nelere dikkat ediyorsunuz?
T.PROFANATOR: Temiz bir çalım, düzenli ritm ve vuruşlarla dinleyeni hipnotize edebileceğimiz, aynı anda vahşi ve ritüel bir tavır sergileyerek performans ve görselliğin birbirine en güçlü şekilde bağlanması, dikkat ettiğimiz bir konu. Fakat bunu dinleyiciye sakin bir şekilde sunmak değil, dinleyenin beynine seslerin frekansını, ritmini ve melodisini en iyi şekilde yedirmek amacımız. Ve grubun arkasında yatan günahkar, ayartıcı ve “evil” propagandaya herkesi ortak etmek. Açıkçası “şu kadar konser verdik, seyircilerden güzel tepkiler aldık” gibi basmakalıp söylemler bizim yapacağımız yorumlar olmayacaktır.
INFECTIOUS TORMENT: Sahnede çalarken gerek makyaj olsun, gerek mimikler olsun, çaldığımız müziğin her bir zerresini tüm benliğimde hissederek, agresif ve acımasız tavrı sergilemeye çalışıyorum. Tabii grubun ilk zamanlarında bu konularda tecrübesizdik (birçok grupta olduğu gibi). Ancak biliyorsunuz ki bazı şeyler zamanla ve deneyimleyince kazanılıyor. Geldiğimiz son noktada insanlara sahnedeki her hareketimizle müziğimizi yansıtmaya çalışıyoruz.
“Her şey yeni üretime karar vermekle ilgili”
Persecutory’nin şarkı yazım süreci nasıl ilerliyor? Grup üyeleri ile nasıl bir işbirliği söz konusu?
INFECTIOUS TORMENT: Şarkı yazım sürecinde fikir alışverişleri yapılarak öncelikle gitarları yazıyorum. Gitarların taslak halini kaydedip grup üyeleriyle paylaşıyorum. Son geldiğimiz noktada gitarlar yazıldıktan sonra Kyle davul partlarını yazıyor, üzerine bass partları ve son olarak lirikler ve vokal partları yazılıyor. Grup ilk zamanlardan beri hep bu şekilde ilerledi.
T.PROFANATOR: Öncelikle süreç, dinleyicinin yeni sesleri içselleştirmesini sağlamak ve sonra ihtiyaçlarımız doğrultusunda yeni bir kaydın zamanının geldiğini anlamakla başlıyor. Bu tamamen spontane gelişiyor. Sürekli bir üretim durumu değil. Çünkü ihtiyacımız ve aradığımız bu değil. 2017 ve 2022 uzun bir araydı, bunu kabul ediyoruz fakat her sene bir gürültü sunmalıyız diye düşüncemiz yok, olmayacak da. Spotify grubu olsaydık her sene single yapalım diye uğraşırdık ama biz bu değiliz. Her şey yeni üretime karar vermekle ilgili. Ve karar vermemizden sonra Infectious Torment’ın hayal gücünden ve içindeki nefretten doğan bestelerle süreç başlıyor. Sonrasında düzenlemeler olacaksa bu konuda ortak fikirler çarpışıyor ve Kyle’ın davul yazım süreci başlıyor. Burada davullar kayıt esnasında dahi Kyle’ın ve bizim fikirlerimizin tekrar bir araya gelmesiyle revize de görebiliyor. Ben de genelde liriklerin temasını beste yazım sürecinde belirlemiş oluyorum ve enstrüman kısmında en son Deathbed basları yazarken, benim de lirikleri yazmam için ayrı bir süreç başlıyor. Lirikler bittikten sonra da liriklerin bulunduğu kısımlar anlamında beyin fırtınası yaptığımız ve revize sürecimiz olabiliyor.
Persecutory röportajı
Müzikal prodüksiyon sürecinde en çok zorlandığınız aşama nedir?
INFECTIOUS TORMENT: Müzikal prodüksiyon sürecinde herhangi bir zorluk yaşamıyoruz. Çünkü Emre Bingöl ve Can Gelgeç gibi işinde profesyonel ve obsesif insanlarla çalışmak her zaman bize bir artı puan olarak geri döndü. Onlar da bu işi hakkıyla vererek yaptığı için bu konuda çok da fazla bir şey söylemeye gerek olmadığını düşünüyorum.
T.PROFANATOR: Normalde bizi sıkıntıya sokan, kara kara düşündüren bir durum yok. Ancak şu durum var. Genelde çoğu albümün miks sürecinden önce ilk çıktıları sound aldatıcıdır. Birkaç gün hatta birkaç hafta dinlersin. Bu bazen kulağına alışılmadık gelebilir. Çünkü pilotlarda duyduğundan farklı bir karaktere bürünmüş gibi duyarsın. Bazen ise çok iyi olduğunu düşünüp hemen karar vermek seni aldatabilir. Bu yüzden sindire sindire ilerlemek her zaman en doğrusudur. İşte bu süreç zorlu ama doğal bir süreçtir, çünkü bütün kararlar ince ayar noktasına çıkıyor. Bir enstrümanın sesini açma veya kısma, kirli frekansların temizlenmesi, vokal ayarlarının yapılması, kicklerin daha vurucu gelmesi, trampetlerin daha tok duyulması vb. noktalardaki dengeyi tutturmak her zaman çetrefilli süreçlerdir. Tabi bunlar bile en basit kısımları, daha detaylara inildiğinde kompres, gitar tonlarının blend edilmesi ve uygun tonun seçimi, ve miksi yapanın edit süreçleri işin içine girer derken süreç dallanır budaklanır. Burada efor neticede miksi yapanın kendisindedir, bizim için “evet doğru sonuca ulaşmaya başladık” noktasına gelebilmek ve bunu hazmetmek meşakkatli olur. Bu noktada da Emre ve Can gibi işi sahiplenen ve bilen kişilerle çalışmanın avantajını her zaman yaşıyoruz.
“Gelecekteki hedefler arasında elbette Avrupa haricindeki dünya sahnelerinde çalmak var!”
Persecutory’nin gelecekteki hedefleri nelerdir? Yeni projeler veya albümler hakkında ipuçları verebilir misiniz?
T.PROFANATOR: Evrenin derinliklerine daha fazla sapkın ve günahkar sesler yaymak, dinleyiciyi sonsuz kaosun girdabına daha fazla mahkum etmek. Arayı çok açmadan bu sefer bir uzun albüm planımız var, yine aynı çizgide ilerleyecek tabii ki. Bunu 2025 için söylememiz mümkün değil ama 2026 olabilir. Şu an güncelde Mayıs’ta Sarinvomit ile beraber Romanya’da bir festivaldeyiz. 2026’da daha uzak yolculuklarımız olabilir ama buna şimdiden detay vermek doğru olmaz.
INFECTIOUS TORMENT: Gelecekteki hedefler arasında elbette Avrupa haricindeki dünya sahnelerinde çalıp habis ve şeytani müziğimizi yaymak var. Bunu bir gün başarabileceğimizi düşünüyorum. Hail Satan!