Bu Şehir Gürültüyü Sever: HARMAN Röportajı

Temelleri 2022 yılında Hale Durakbaşı ve Dehan Kılınçarslan tarafından atılan HARMAN grubu, 2024’te Can Kurtoğlu’nun ve Mutaf’ın katılımıyla bugünkü formuna kavuştu. Stoner, psikedelik rock, doom ve daha birçok türün iç içe geçtiği bir ses dünyası kuran HARMAN grubu, çeşitli mekanlarda verdiği konserler sayesinde kendi dinleyici kitlesini çoktan şekillendirmeye başladı.
Biz de bu ses dünyasının nasıl kurulduğunu, grubun ortak üretim anlayışını ve gelecek planlarını HARMAN ile yaptığımız söyleşide konuştuk. Lafı çok da uzatmadan röportaja geçelim.
Öncelikle grup üyelerini biraz tanıyalım. Her bir üyenin Harman’a gelmeden önceki müzikal yolculuğu nasıl başladı?
Dehan: Ben 14-15 yaşında çalmaya başladım. Progressive rock, yer yer hard rock çaldık ya da çalmaya çalıştık. Sonrasında punk ve grunge’tan etkilendim. Bir şey ya da biri olmak için kendinden taviz vermeyen insanların yaptıkları müzik gibi gelmişti ki müzik üretme ve icra etme şeklimi derinden etkiledi. İzmir’de 15 yaşımda konser vermeye başlamıştım. İstanbul’a geldiğimde tekrar progressive rock çalmaya başlayıp sıkılana kadar devam ettim. Gitarımın çalındığı bir dönüm noktam oldu, geri dönmedi. Sonrasında Destroy Earth’ü kurduk. Destroy Earth enstrumental psychedelic rock diye tanımlayabileceğim ama içinde prog rock öğeleri de olan bir gruptu. Yani prog rock’ı da pek geri de bırakamadım. HARMAN’da bazen bu yüzden ekiple uyuşmadığımız zamanlar oluyor. HARMAN öncesi Brek, Apartmanlar, Ağaçkakan gibi projelerde çaldım, solo projelerimi yayınladım. Şimdi genre’ları çorba yaptığım BABA SAD ve HARMAN gruplarıyla devam ediyorum.
Can: 16 yaşında davul çalmaya başladım, dinlediğim metal gruplarından etkilenim. Dehan gibi genre geçişlerim açıkçası çok olmadı. Beste yapan gruplar dışında cover gruplarında da çalıyordum. Üniversitede ara girdi, daha sonra Duhul’ü kurduk. Aklımıza gelen müzik neyse çaldık. Ersin ile sonra Slug Salt Lava’da da çalmaya başladım. İki grupla yayınlanmış birer albüm var. Ve sonra covid… Bir pandemi boşluğum var. Pandeminin sonunda ise HARMAN’ın davulcu arama postunu gördüm ve buradayım. Ben de tarzdan çok sevip sevmediğime bakıyorum ama bu süreç jungle’dan black metale, noise’a kadar gidiyor. Dehan’a göre biraz daha keskin ve sert müzik seviyorum denebilir.
Mutaf: Ben de 14-15 yaşında gitar çalmaya başladım. Hardcore punk grupları kurarak başladım. Balıkesir’den İstanbul’a gelince bende de bir boşluk oldu. 2-3 yıl önce çalmaya geri döndüm. Dehan ve Hale yakın arkadaşım. Onlar hadi sen de gel deyince gruba 2 sene önce katıldım. İlk sahnemi HARMAN’la aldım.
Hale: Bas gitar çalmaya pandemide başladım. Pandemi sağ olsun, mezuniyet sonrası işsizliğimle birlikte, müzik çalışmaya başladım. Kayıt yapmak, sahneye çıkmak henüz aklımda değildi. Funk, jazz gibi türler etit ediyorum ancak dinlediğim müzikler, Can gibi metal ve alt türleriydi. Dehan’la konserlere gitmeyi, bu tarz müzikleri dinlemeyi çok seviyorduk. Dedik bizim de bir grubumuz olsun.

Grubun besteleme sürecini merak ediyoruz. Stüdyoda “İşte bu bize ait” dediğiniz o benzersiz sound’a nasıl ulaşıyorsunuz?
Dehan: Albümde yer alan 4 şarkıyı evde besteleyip, demo olarak kaydettim. Bu demolar, pek çok açıdan bize güzel bir yol haritası çizmiş oldu. Birlikte çaldıkça bu şarkılar da değişti, gelişti ve HARMAN’ın kimliği oluşmaya başladı. Sonrasında da stüdyo çalışmalarında, yarı doğaçlama, yarı “böyle bir fikir nasıl olur” diyerek, kolektif bir şekilde beste yapmaya başladık. Gerçekten ortak çalışma refleksini oturttuğumuzda Death ve Lava ortaya çıktı. Birlikte ürettiğimizde müzikal olarak hem daha tutarlı, hem de daha zengin şarkılar yapmaya başlamış olduk.
Hale: İlk besteleri Dehan hazırladı, Death ve Lava dışındakilerin hepsini. Dehan’ın demoları üzerine çalışmaya başladık. Şarkılar çok değişti ama iskelet Dehan’dan geldi. İlk 5 şarkı sonrası şarkıları beraber üretmeye geçtik. Bazen Mutaf bir riff getiriyor ya da tamamen stüdyoda doğaçlarken üretiyoruz. Sound kısmı genel olarak Dehan’ın deneyiminden diyebiliriz. Hem ses – mix – mastering hem de önceki grupları ile deneyimi ile aslında “day 1” sound’umuz oturmuştu. Dinlediğimiz grupların genellikle bestesini değil, sound’unu beğeniyoruz. Dördümüz için de sound çok önemli, genellikle onu yakalamaya çalışıyoruz. Sound tamamsa şarkı da bizim için tamam oluyor.
Can: Daha çok stüdyodayken o anda içgüdüsel olarak çalmamız gereken şey aklıma geliyor, nota bilmeyen bir insan olarak pek evde şarkı yazmıyorum.
Mutaf: Bazen evden cebimde bir kaç riffle stüdyoya gittiğim oluyor ama çoğunlukla ne çalacağıma dair net bir düşüncem olmuyor. Dördümüzün bir araya gelmesi hemen bir şeyleri açığa çıkarıyor, dökülüyoruz, saçılıyoruz ve onları bir araya getirdiğimiz noktada da HARMAN ortaya çıkmış oluyor 🙂
“Her yeni gün, her mekan farklı şeyler katıyor”
HARMAN’ın canlı performansı, stüdyo kayıtlarından hangi noktalarda ayrılıyor? Şarkılarınızda konserlere özel eklediğiniz doğaçlama bölümler (jam session) veya beklenmedik değişimler oluyor mu?
Dehan: Açıkcası her yeni gün, her mekan farklı şeyler katıyor. Ancak özünde canlı performans ile stüdyo kaydını birbirinden ayıramıyorum. Ne de olsa biz neysek oyuz.
Hale: Stüdyoda hep konserdeymişiz gibi çalıyor, üretiyor, doğaçlıyoruz. Orada olanı sahneye taşımaya çalışıyoruz. Bizim şansımız seyirciler oldu. İlk konserimizden beri asıl etkiyi seyirci yaratıyor sanırım.
Can: Albümü hücum kayıt olarak hepimiz aynı anda çaldığımız için stüdyo veya konser o kadar fark etmiyor, konsere özel doğaçlama bölümler pek yok onu diyebilirim. Bir de seyirci önünde biraz daha gaz çalıyoruz sanırım.
Mutaf: Her zaman aynı heyecan aynı challenge benim için, ikisini asla ayıramam. Ama tabii canlı performanslar biraz daha gergin ve heyecanlı bir süreç o yüzden beklenmedik sürprizlerin de ortaya çıkması kaçınılmaz.

Müzikal etkileşimleriniz arasında stoner/doom dışında dinleyiciyi şaşırtacak gruplar veya sanatçılar var mı?
Dehan: Çok çeşitli müzikler dinliyoruz, saymaya kalksak sıkıcı bir hal alır; Mustafa Kandıralı, BadBadNotGood, Low Roar, Gözyaşı Çetesi ilk aklıma gelenlerden.
Hale: Dinleyiciler tarafında ilginç bir şekilde elektronik müzik dinleyen bir dinleyici kitlemiz de var. Stoner dışında tabii ki psy da dinleyenler konserlerde bayağı eğleniyor. Genelde düğünlerde eğlenmeyi seven bir arkadaş grubum var, ilginç bir şekilde asla metal dinlemeyen bu kitle HARMAN dinliyor.
Can: Müzikal anlamda en etkilendiğim 2 grup olarak Lightning Bolt ve Death Grips’i örnek gösterebilirim, canlı çalarken de tuşemin yüksek olmasını genelde buna yoruyorum.
Mutaf: Rock ve metal janraları dışında farklı kültürlerin etnik/folklorik müziklerini dinlemeyi çok severim. Ortodoks ilahileri ve Budist mantraları beni oldukça etkiler. Müzik yoluyla tanrısal ya da ona benzer ilahi bir amaca ulaşma güdüsü bence çok tuhaf ve ilham verici. Bu tarz müziklerdeki o ritüel havası yer yer stoner ve doom janralarında da karşımıza çıkabiliyor bence ve ben biraz da bunun peşinden gitmek istiyorum.
Eğer stoner metal tarihinden bir albümü siz kaydetmiş olsaydınız, bu hangi albüm olurdu ve neden?
Hale: Aramızda anlaşamadığımız için tam albüm adı veremiyoruz ama Neurosis, Sleep, Windhand, Ond Tro gibi grupları sayabiliriz. Ond Tro Dehan ile benim için önemli, hiç dinleyicisi olmayan Danimarkalı bir grup. Siz de bi bakın isterim. Sound ve bakış açısı olarak yakınsadığımız bir grup.
Dehan: Besteci ve icracı olarak, Elder – Dead Roots Stirring aşırı derecede ilgimi çekiyor. Prodüksiyon açısından da bir tane QOTSA albümü kaydetmiş olmak isterdim.
Can: Buna hepimizin cevapları farklı olacak gibi. Geniş bir cevap yazarsam saatlerce düşüneceğim için HARMAN şarkılarını düşünürken en çok ilham aldığım albümlerden 5 tanesini sayayım (tam stoner tarzından olmasa da): Celtic Frost – Monotheist, Neurosis – Times of Grace, His Hero is Gone – Monuments to Thieves, Oranssi Pazuzu – Varahtelija, Ufomammut – Ecate.
Mutaf: Electric Wizard- Funerapolis bence her elementi ile bir baş yapıt. Harika sound, harika vokaller ve sözler.
Türkiye’deki metal festivalleri ve konser organizasyonları hakkındaki genel düşünceniz nedir? Yerel sahnenin, Harman gibi grupların daha büyük kitlelere ulaşması için geliştirilebilecek yönleri nelerdir?
Dehan: Headbangers Weekend’e gittik, gerçekten güzel bir deneyimdi. Line-up, kalabalık kontrolü, yiyecek içecekler çok iyi düşünülmüş ve gerçekten kaliteli bir müzikal deneyim sunmayı başardılar.
Yerel sahnede, yerel politikanın etkileri yüzünden bir çekingenlik hakim. Bu politakalarda, tabi ki, biz olma, kitle olma durumumuzu etkisi altına almış durumda. Bizi bölmeye ve yalnız bırakmaya çalışıyorlar. Boyun eğmeye gerek yok, biz bir arada olduğumuz sürece, dışarıdakilerden daha kalabalık, güçlü ve akıllıyız. Birilerinin sesi daha çok çıkıyor diye, onların kalabalık ya da haklı olduğu ilizyonuna kanmayalım.
Hale: Bununla ilgili çok uzun yazıp konuşuyorum o yüzden pas geçmek istiyorum. Ama bu alanda düşünüp taşınmak, tartışmak isteyen olursa ne olur bana yazsın. Bu alanda başlatmak istediğim bir çalışmam var. Karga, mrt, hatice gerçek destekçilerimiz oldu. Dorock, Bina gibi mekanlarda da sahne aldık. Eskişehir, Ankara’da da seyirci ile buluşabildik.
Can: Yerli etkinlik olarak en son bu seneki Bosphorus Metal Fest’e gittim, lineup bana pek hitap etmese ve ses açısından bazı şikayetlerim olsa da bence devam etmesi gereken bir etkinlik. Genel eleştirim daha yenilikçi grupların gelmesi yerine genelde daha eski ve klasik metal gruplarının geldiği yönünde. Burada seyircinin yeni bir şeyler talep etmemesi ve organizasyonların da bu isteğe hitap etmesi, üstüne ülke şartları ve 90’lar & 2000’ler nostaljisi de eklenince hepsi birbirini besliyor. Bu döngünün bir yerde kırılıp daha çeşitli ve yenilikçi oluşumların da zamanla Türkiye sahnesinde ve daha geniş çaplı organizasyonlarda yer bulması taraftarıyım.
Mutaf: Allah sonumuzu hayır etsin…



