Stoner Doom’un Soğuk Manifestosu: Tortuga

2017 yılında yayımladıkları kendi adlarını taşıyan ilk albümleriyle Tortuga, stoner metal ve stoner doom sahnesine güçlü ve sarsıcı bir giriş yaptı. Rock ve metal dünyasının devlerinden Napalm Records ile imzaladıkları dünya çapındaki anlaşmanın ardından, grup hem müzikal vizyonunu genişletti hem de uluslararası sahnede çok daha görünür bir konuma yükseldi. Süreçle birlikte Tortuga kendi sound’unu daha iddialı, daha rafine ve daha cesur bir noktaya taşıyarak üçüncü albümlerine giden yolu da sağlamlaştırmış oldu.
Kozmik bir Lovecraft evrenine dalmak ve okültizmin karanlığında süzülmek için Tortuga biçilmiş bir kaftan diyor ve grupla yaptığımız röportajın derinliklerine dalıyoruz.
İstanbul’dan merhaba! Okurlarımıza kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Grup üyeleri kimlerden oluşuyor?
Poznań’dan selamlar! Biz Tortuga! Polonya’nın doom bataklığından çıkan bir stoner doom grubuyuz. Son albümümüz Iterations’dan bu yana kadromuzda ufak değişiklikler oldu. Şu an gitarda ve vokalde Pablo, ritim gitarda ve vokalde Krzysztof, basta Sebulba ve davulda Kuba yer alıyor.
“O dönem Polonya’da stoner sahnesi için harika bir zamandı”
Grubun kuruluş hikayesini merak ediyoruz. Poznań’daki yolculuğunuz nasıl başladı?
Tortuga’nın en başı 2015 yılına dayanıyor. Ben, Pablo, Poznań’da birkaç kişiyle bir araya gelip stoner tarzı şeyler çalmaya başladık. O dönem Polonya’da stoner sahnesi için harika bir zamandı; pek çok güçlü grup ortaya çıkıyordu ve ben de zaten büyük bir hayranı olduğum bu türde benzer bir şey üretmek istiyordum.
O kişilerden biri de ilk iki albümde çalan ilk davulcumuz Marmur’du. Müziğe ve tabii ki “kafaya” olan ortak tutkumuz sayesinde stoner ruhu doğal bir şekilde ortaya çıktı. Yıllar içinde diğer üyeler kişisel hayatlarındaki değişimler nedeniyle gelip gitti, ancak grubun ruhu hep aynı kaldı.
2017’de yayımlanan ilk albümünüzün ham enerjisi ile Iterations’daki daha olgun yaklaşım arasındaki en büyük dönüm noktası neydi? İlk albüm Tortuga’yı bir başlangıcın manifestosu olarak sayabilir miyiz?
İlk albüm hayal edebileceğiniz en ham işti. Prova odamızda, ucuz mikrofonlar ve ucuz bir Zoom R16 ile kaydedildi. Her şeyi canlı olarak kaydettik ve sadece vokalleri sonradan ekledik. Müzik kaydetmeyi ya da prodüksiyon yapmayı doğru düzgün bilmiyorduk ve bence albümün ruhu da tam olarak bu.
Deities de çok farklı değildi. Her şeyi yine tamamen kendi imkanlarımızla, DIY olarak yaptık ama bu kez yanımızda Krzysztof vardı. Kendisi bir ses mühendisidir, bu yüzden ne yaptığını biliyordu.
Bahsettiğiniz dönüm noktası COVID döneminde geldi. O dönemde prova yapamadık ve ben birkaç ay boyunca çok hastalandım. Bu yüzden provaya gitmeyi ve çok fazla eğlenmeyi bıraktık; bunun yerine evde çok fazla müzik yapmaya başladık. Evde müzik yapmak prova odasında müzik yapmaktan çok farklıdır. Küçük detaylara çok daha fazla dikkat edersiniz ve müziğe “fazla dikkat ettiğiniz” için çok daha fazla ince ayar yaparsınız.
Prova odasında doğan her şey daha ham bir şekilde ortaya çıkar ve bence biz bu yaklaşımı daha çok seviyoruz. Yeni materyallerimiz de yine prova odasında doğacak, ancak artık birkaç yıl daha yaşlandık, bu yüzden her şey önceki işlerden farklı olacak. Ham ama olgun.

Türün kökenini oluşturan 70’ler psychedelia’sı ile doom metalin karanlık yapısını nasıl bir araya getiriyorsunuz?
Sanırım cevabı çalışma biçimimizde yatıyor. Vintage ekipmanlar kullanıyoruz, bu yüzden sound doğal olarak 70’ler ve 80’ler hissiyatını taşıyor. Kökenimiz stoner ve doom’a dayanıyor, bazen doom’a, bazen stoner’a daha çok yaklaşıyoruz. Ancak hedefimiz her zaman groove’lu bir doom çalmak. Doom ama dans etmek isteyeceğiniz türden!
Ayrıca, İspanyol kökenlerim olduğu için müziğimizde sıklıkla İspanyol ritimleri ve armonileri kullanıyoruz. Bu da müziğimizi sadece pentatonik temelli olmaktan uzaklaştırıyor.
“Herhangi bir ses sistemi olmadan, bir işgal evinde çalmıştık!”
Konserlerinizden unutamadığınız bir anıyı bizimle paylaşır mısınız?
Dostum, bu konuda çok anım var! Hem hüzünlü, hem komik, hem de epik olanlar.
Polonya’da yaşadığım çok hüzünlü bir an vardı. Çok küçük bir kasabada, bir restoran içinde çalmıştık. Bizimle birlikte çalan diğer grubun elemanları dışında hiç seyirci yoktu. Bir daha oraya hiç dönmedik.
Çok komik bir an Berlin’de yaşandı. PA sistemi, monitörler veya herhangi bir ses sistemi olmadan, bir işgal evinde (squat house) çalmıştık. Seyirci tamamen kendinden geçmiş durumdaydı! Konser sırasında bir kız, nedense, çıplak dans etmeye başladı. Dürüst olmak gerekirse, en iyi konser anılarımdan biridir. Böyle bir deneyimi daha önce hiç yaşamamıştım.
En epik an ise en yenisi. Biz hiçbir zaman çok büyük kalabalıklara çalmadık. Underground sahne için normal bir durum ama birkaç ay önce MESSA ile Yunanistan’da küçük bir turneye çıktık. Atina’daki konserimizde sahne arkasındaydık ve kaç kişinin geleceği hakkında hiçbir fikrimiz yoktu. Sahneye çıktığımızda mekân doluydu. Daha sonra menajerimiz yaklaşık 1.200 kişi olduğunu söyledi. Ellerimin bir an titrediğini hatırlıyorum. Daha önce konserlerimizde bu kadar çok insan görmemiştim. Üstelik o konser, davulcumuz ve basçımızın da ilk sahnesiydi.

Eğer bir film için film müziği yapacak olsanız, hangi film olurdu?
Aslında bunu zaten yaptık! Müziğimiz, Goblin ve Goblin 2 adlı iki düşük bütçeli filmin soundtrack’inde yer aldı. Şu anda ise The Morose adında bir parça üzerinde çalışıyoruz; bu parça bence The Big Lebowski filmine çok yakışır. Tabii ki, özellikle Lovecraft’tan ilham alan bir bilim kurgu ya da korku filmi için soundtrack yapmayı da çok isteriz.
Gelecekte birlikte çalışmak istediğiniz bir sanatçı ya da grup var mı?
Birçok var! Bizim için müzik yapmanın en güzel yanı turneye çıkmak ve sahneyi diğer gruplarla paylaşmak. Turne boyunca çok fazla insanla tanışıyor ve çok sayıda arkadaş ediniyorsunuz.
Tabii ki büyük isimlerden de bahsedebiliriz. Megadeth, Candlemass, Electric Wizard gibi gruplarla çalışmak harika olurdu. Ama günün sonunda underground underground’dur ve en iyi anılarımız, bizimle aynı sebeplerle, yani saf, ham doom metal müziği için bu işi yapan diğer underground gruplarla sahne almak oluyor.



