RöportajlarYerli

Üreten Zihin, Güçlü Kadın: Yeşim Özbirinci (YEJADES)

Yeşim Özbirinci ile yollarımız yaklaşık 7-8 sene önce kesişmişti. O zamanlar onun kendi web sitesi için yazılar yazıyordum. Uzunca bir süre benzer konularda (doğa, psikedelik sanat vb) yazılar yazdıktan sonra benim asıl ilgim olan Türkiye’de alt kültürler ve stoner müzik konularına yöneldim. Bu konulara dair ilk yazılarımı onun sitesinde yazmaya başlamıştım yani. Bu anlamda Yeşim’in sitesi kendi yazın hayatım için güzel bir dönüm noktasıydı.

Yeşim, yazarlığın yanında bu süreçte DJ’lik ve ateş dansçılığı gibi alanlarda kendini geliştirdi. Müzik yazarlığının yanında aktif olarak katılım sağlayabileceği birçok festivalde yer aldı. Sahneyle kurduğu bu çok katmanlı ilişki, üretim pratiğini daha da derinleştirdi diyebiliriz. 2018’den bu yana YEJADES takma adıyla üretimlerini sürdüren ve 2025’te Flow in Love’ı kuran Yeşim Özbirinci ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

“Varış noktasındansa yolda olmak keyifli”

Selamlar Yeşim. Öncelikle seni kısaca tanıyalım. Yeşim Özbirinci kimdir?

Merhaba herkese, 89 doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler mezunuyum. Sanırım kendimi tek bir şeyle tanımlamam zor. 10 yılı aşkın süredir freelance içerik yazarıyım. Aynı zamanda profesyonel ateş performansçısıyım ve psytrance etkinliklerde DJ performansları sergiliyorum.

Hiçbir zaman bir konuda çok başarılı olayım diye bir hedefim olmadı. Öğrenmek, deneyimlemek ve paylaşmak bana keyif veren bir süreç. Yani varış noktasındansa yolda olmak keyifli. Çünkü her disiplinin ve sanatın insana kattığı farklı hissiyatlar ve öğretiler var. Zaten insan, bence ömrü boyunca belirli aralıklarla yeni şeyler öğrenmeli. Bunu hem bedenen hem zihnen canlı kalmanın bir yolu olarak görüyorum. Şu ara aynı zamanda elektronik müzik üretimi ve tin whistle öğrenmeye çalışıyorum.

Yeşim Özbirinci (YEJADES) – Thailand
2024 © Amir Weiss

Seni yıllar önce We Are The Hippies sitesinin kurucusu olarak tanıdım. Zamanla bu yolculuğun DJ’liğe, ateş dansçılığına ve daha birçok şeye kadar uzandığını gördük. Bu dönüşüm nasıl gerçekleşti? Bu süreçte seni yönlendiren kırılma anları nelerdi?

Üniversiteden sonra kısa bir süre tam zamanlı iş deneyimlerim oldu. Bir sürü hayal kırıklığı ve kötü koşul derken bir anda nefret ettim. İstanbul’u bırakıp, o dönem Ankara’da annemin evini merkez yaptım. Freelance çalışma biçimi o zamanlar bu kadar popüler değildi ve çok kazandırmıyordu ama temel ihtiyaçlarıma yetiyordu.

Türkiye’de geçirdiğim zamanlar, kendimi aradığım zamanlardı. Bu süreçte psytrance festivallerine katılmaya başladım ve ilk festivalden itibaren aslında organizasyonlarla iş birliği içindeydim. O dönem Gaia Dergi’yi çıkarıyorduk ve festivallerin medya destekçisiydi. Bu süreç, zamanla beni Türkiye’de psytrance tarafında etkili bir promoter ve öne çıkan bir isim haline getirdi.

Ateş dansını da ilk kez bu festivallerde gördüm. Ağzım açık izlemiştim ve yapabileceğim aklımın ucundan bile geçmemişti. Çünkü “ne alaka yani, dans geçmişim yok, küçük yaşta başlanıyordur herhalde” gibi kalıplaşmış düşünceler, o an hayalini bile kurdurmamıştı. Meğerse Ankara Seğmen Parkı’nda tanıdıklarım bu oyuncaklarla oynuyormuş. Her hafta toplanıp pratik yapıyorlardı. “Hadi sen de denesene” derken konu buralara kadar geldi. Diğer yandan psy etkinliklerde farklı organizasyonlarla çalışırken, bir dönem kendi partilerimizi de yaptık. O süreçte de kendimi deck başında buldum.

Geriye dönüp baktığımda her şey kendi akışında gerçekleşmiş. Kendi yolumda ilerlerken bunlarla karşılaştım ve “bir tadına bakayım” derken bir anda kendimi kaptırdığımı görüyorum. Tüm bunların kendisi bence kırılma anları. Bugünkü beni ben yapan, beni şekillendiren kırılmalar. Kim olduğum konusundaki cevaplar belki de.

Yeşim Özbirinci – New Year

“Uluslararası ölçekte büyük bir festivale sahip olabilmemiz gerekirdi”

Türkiye’de herhangi bir psytrance festivaline gitmeyeli on yıldan fazla oldu. Sen bu sahneyi yakından takip eden biri olarak, bu süre zarfında Türkiye’deki psytrance festivallerinde nelerin olumlu ya da olumsuz yönde değiştiğini paylaşabilir misin?

Zorlu bir coğrafyadayız ve toplum sıkıntılı süreçlerden geçiyor. Elbette bu, herkesi etkiliyor. Bir organizasyon yapmak şu an çok maliyetli. Kur farkı yüzünden yurt dışından sanatçı getirmek organizasyon tarafı için çok masraflı. Psytrance festivallerinde dekor, ses sistemi gibi detaylar çok kritik ve bunların hepsi para demek. Organizasyon “hadi bunun altından kalktı” diyelim; bu maliyeti çıkarmak ve üstüne elbette kâr da etmek istiyor. Bu da biletlere yansıyabiliyor.

Ben bildim bileli bizim organizasyonların çoğunda zaten pek sermaye yoktu ve büyük girişimlere niyetleniyorlardı. Ticari bir iş yapıyorsan profesyonel bir ekibin ve belli bir düzeyde sermayen olmalı ki altından kalkabilesin. Psytrance etkinlikleri de herkesin kolayca yapabileceği bir konsept değil.

Sonuçta ticari bir şey yapıyorsun, insanlardan o kadar bilet parası alıyorsun; karşılığını gerçekten sağlayabilmen gerek. Yeri gelmişken şunu da demek istiyorum: “festival” ile “rave” aynı şey değil. Rave bambaşka bir şey. Rave, herkesin bir ucundan tuttuğu, ticari kaygıların olmadığı bir buluşma. İnsanların ikisine olan beklentileri elbette farklı olacaktır.

Yeşim Özbirinci – Karma Fest.

Diğer yandan katılımcı da her zaman çok bilinçli değil. Aynı ekonomik koşullarda yaşıyor, yurt dışı festivallerini görmemiş olabiliyor. Nasıl yapılıyor, ediliyor; bu kültür nedir, ancak burada sunulandan deneyimleyebiliyor. Festivale gelmeden önce kim çalıyor, hangi tarz çalıyor, çok da umursamayan bir kitle var. Kamp yapmaya gelen bir kitle var. En iyi ses sistemini getirmişler, dünyanın bir ucundan isimleri book’lamışlar… Sen de o kadar giriş parası vermişsin. O zaman çadırın önünde kamp için o kadar parayı niye veriyorsun? Sahne kültürü de zayıf kalabiliyor.

Bu noktada burada kimin organizasyon yaptığı da önemli oluyor. Kültürü doğru şekilde gösterebilmek lazım ki gelenler gerçek bir deneyim yaşayabilsin. Ülke olarak çok güzel bir iklime sahibiz ve konum olarak da çok iyi bir noktadayız. Yani uluslararası ölçekte büyük bir festivale sahip olabilmemiz gerekirdi. Olumsuza gitmesinin birçok parametresi var tabii ama en büyük kalem yine maddiyatta bitiyor 🙂

Yine de her şeye rağmen etkinlikler yapılıyor. Devam edebilmesi bile bence olumlu. Güzel buluşmalar olabiliyor bazen.

“Ateş iyi bir eğitmen”

Ateş dansçılığı serüvenine gelmek istiyorum. Ateşle kurduğun fiziksel ve sembolik bağın, ruhsal yolculuğuna nasıl bir katkısı oldu? Bu pratik, içsel dönüşümünle ve sahnedeki varoluşunla nasıl kesişiyor?

Akış sanatı benim şu an en büyük motivasyon kaynağım. Bu bana her zaman sınırlarımızı zorlayabileceğimizi ve vazgeçmememiz gerektiğini hatırlatıyor. Hayatta herhangi bir konuda mücadele ettiğimde, kendime bu zihniyeti hatırlatıyorum.

Zaten nerd bir insandım ama akış sanatı beni daha da disiplinli ve özgüvenli biri yaptı. Bu kadar farklı işe kafayı takınca zamanımı nasıl tasarlamam gerektiği konusunda da kendimi çok geliştirdim. Süreç, kendimin daha iyi bir versiyonu olmamı sağladı yani. Bir de artık mutfakta bir şeyler düşürmüyorum, reflekslerime olan katkısını da geçmeyeyim.

YEJADES

Bir şeye başlayınca öğrenmek için incik cıncığını çıkarıyorum. Yarıda bırakmak yok bende. “Yapamadım” diye bir kavram da yok. Yapamadığım bir hareket olmadığını görünce bunu anladım. Çünkü herkesin öğrenme süreci farklı ama her şey, er ya da geç yapılabiliyor. İstikrar, sabır ve stratejik çalışma önemli.

Ateş tabii bir element. Şakası yok. Çok şükür ciddi bir yanmam olmadı ama ufak tefek bazen yanıyorsun. Neden? Aceleye getirdin, henüz hazır olmadığın bir harekete giriştin, kafan dalgın… Bir sürü sebep olabiliyor. Bunların alt metinleri de var tabii. Artık herhangi bir işi aceleye getirdiğinde, eline yüzüne bulaştırma ihtimalin artıyor. Ateşle bunu deneyimleyince küçük küçük yanıyorsun. Bu yanmalar da farklı farkındalıkları beraberinde getiriyor. Ateş iyi bir eğitmen yani.

“Sanırım bir yoldayım ve geçici duraklara uğruyorum”

Bir dönem dijital göçebe (digital nomad) olduğunu biliyorum. Hala öyle misin bilmiyorum. Bir digital nomad olarak “ev” kavramı senin için bugün ne ifade ediyor: bir yer mi, bir his mi, yoksa geçici bir durak mı?

Bu yıl bir yere gidemedik çünkü eşimin ailesinde ufak tefek kalp problemleri vardı. Onlarla ilgilenmek için buradayız. Şu an onlarla birlikte kalıyoruz. İşleri yoluna koyduğumuzda tekrar bir yerlere gitmek istiyoruz tabii. Bu yüzden kiraya çıkıp burada bir düzene geçmiyoruz.

Geçtiğimiz süreçlerde bir yere sabitlenmek daha mantıklı mı diye düşündüm, bunun için girişimlerim de oldu ama olmadı. En son artık kabullendim ve bu konu üzerine çok düşünmüyorum. Geçmişe ve geleceğe bağlı kalmıyorum; bugün, anda yapmam gereken sorumluluklarıma odaklanıyorum. Zaten bu topraklarda yarının ne olacağı belirsiz.

Sanırım bir yoldayım ve geçici duraklara uğruyorum diyebilirim. Çoğu insan kendi evinde bile şu an huzurlu değil. Yaşam sıkıntısıyla mücadele ediyor. Huzurlu hissedebildiğim herhangi bir yer benim için ev olabilir. Sanırım biraz daha gezebilirim; sabitlenme zamanım gelince her şey akışta yerini bulacaktır 🙂

Teşekkür ederim, keyifli röportaj için.

soundcloud.com/yejades
facebook.com/yejades
instagram.com/yejades
instagram.com/psytranceturkey

Şeyma

Yaklaşık 15 yıldır seyahat ediyor. Asıl odak noktasını üretim/yaratıcılık olarak tanımlayarak bu bağlamda bir şeyleri dönüştürmeyi, yaşamdan üreterek beslenmeyi sürdürüyor. Müzik, resim, edebiyat, tasarım, doğa, gnostisizm, okült öğretiler, semboller ve mitler ilgileri arasında.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu