RöportajlarYerli

Kana Kana: “Çağlan Tekil, şarkılar ile hâlâ hayatta”

Müzisyen ve prodüktör Övünç Dan’ın tek kişilik olarak başlattığı Kana Kana, zamanla sahnede farklı müzisyenlerin de eşlik ettiği çok sesli bir yapıya evrilmiş durumda. 2015’ten bu yana üretimini sürdüren Kana Kana, özellikle son dönemde yeniden hareketlenen bir çizgide ilerliyor. Farklı tarzları bir araya getiren eklektik yapısı ile birlikte, kendi tanımıyla “Türkçe sözlü hafif gotik müzik” icra eden proje, bu yönüyle de geniş bir dinleyici kitlesine hitap ediyor.

Kana Kana röportajı ile birlikte biz de projenin müzikal yaklaşımına ve zaman içindeki dönüşümüne daha yakından bakma fırsatı bulduk.

Merhabalar. Klasik bir soru ile başlayalım. Bugünlerde neler yapıyorsunuz?

Selamlar. Nisan ayında yayınladığımız “İstek” isimli teklimizin sürpriz şekilde bir akustik versiyonu doğdu. Sürpriz diyorum zira planlı olmayan, ne canlı ne de prodüksiyon diyebileceğim, yaklaşık 1 saat içinde kaydedilen bir versiyon bu. Bu sebeple adına “akustik canlımsı” dedik; onu finalize edip yayın sürecine geçmekle uğraşmaktayız.

Kana Kana röportajı

2015’ten beri üretimlerini dinleyiciyle buluşturan Kana Kana için geçen yıllara baktığınızda, müzikal kimliğinizin nasıl evrildiğini düşünüyorsunuz? İlk dönem kayıtlarınız ile bugünkü üretimleriniz arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?

Kana Kana, sahibi olarak, benim tüm yükümü taşımakla görevlendirilmiş, yelpazemdeki -ona yakışacağını düşündüğüm- her şekle girmekle yükümlü bir köle. Dolayısıyla, onunla ilişkilendirdiğim inişli çıkışlı tarzlara uyum sağlamakta zorluk yaşamıyor. Diğer yandan, kendi çalışma planımda “Hariçler” olarak kodladığım ve ilki “Ölüler Hariç” olan albüm üçlemesinin ikincisi de benzer soundlarda/dertlerde olacak.

“Türkçe sözlü hafif gotik müziği icracısıyım”

Müziğiniz gotik, darkwave ve alternatif rock müziğinin güçlü ve eklektik bir hali gibi. Siz kendi müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Ben kendi esprili tanımımla, “Türkçe sözlü hafif gotik müziği” icracısıyım. Müzikal tercihlerimdeki kimi elementler, saydığınız tarzlara dokunuyor olsa da bütüne baktığımızda kurallara pek de bağlı kalmayan, kendi kulvarında devam eden bir müzikal kişiliğim diyebiliriz.

İlk albüm “Ölüler Hariç”, Çağlan Tekil’in hatırasına ortaya çıktı. Böyle güçlü bir duygusal arka plan, bestecilik sürecinizi nasıl etkiledi?

Esasen albüm, -Eve Veda’nın şiiri dışında- Çağlan hayattayken üretildi ve kaydedildi ancak malesef o yayınlandığını göremedi. Dolayısıyla benim için kusursuz olabilecek bu ilk albümün en büyük lanethi, bu dev eksiklik oldu. Ancak düşündüğümde Çağlan’a da bu yakışırdı diyorum. Albüm sonrası plansızca yayınlanan “Güneşin Sesi” de, sonrasında yayınlanan “Hayatta”nın nakaratı da, her sahneye çıktığımızda çaldığımız “Her Gün Bir Doz” da onun anısına. Dolayısıyla Çağlan -şarkılarda- hâlâ hayatta.

Kana Kana

“Dinleyicisi açısından zirveyi zorlayacak kadar lüks yaşayan bir müzisyenim”

Yıllar içinde dinleyicinizle kurduğunuz bağ nasıl değişti?

Ben, dinleyicisi açısından zirveyi zorlayacak kadar lüks yaşayan bir müzisyenim. Müziğimi takip eden az ama öz insan grubu öyle nitelikli, öyle derinlikli ve öyle çeşitli ki, hemen herkes gibi, gündelik hayatın zorluklarıyla boğuştuğum ve ümitsizliğe kapıldığım anlarda kendime bu eşsiz kitleyi hatırlatıyor ve ne derece şanslı olduğumu yineliyorum.

Canlı performans mı, stüdyo üretimi mi size kendinizi daha iyi ifade etme imkânı tanıyor?

Açıkçası ikisini ayırt etmem pek mümkün değil. Yani yıllardır prodüktörlük yapan biri olarak stüdyo sürecinin gerçek anlamda bağımlısı olduğumu itiraf edebilirim. Müzikle meslek olarak uğraşmaya başladığım 2005 senesinden beri sayılı günüm olmuştur ki stüdyoda bir şeyler kaydetmeyeyim. Genel olarak tüm vaktimi müziğin mutfağında geçirsem de kendime ait şarkıları sahneye taşımak ve grup arkadaşlarımla birlikte icra edip kalabalıklarla hep bir ağızdan söylemenin heyecanı ve tatmini de bambaşka.

Kana Kana röportajı

Gelecekte farklı türlerden sanatçılarla ortak çalışmalar yapmayı düşünür müsünüz? Hatta bunu biraz daha ileri götüreyim: Eğer kendi tarzınızın dışında bir müzik festivalinde sahne alma fırsatınız olsa, hangi tarzda bir festivalde yer almak isterdiniz ve neden?

Elbette, hatta ikinci albümümde bu ortaklıklarla ile ilgili güzel girişimlerim de var; yayınlandığında hep birlikte dinleyeceğiz. Ancak müzik festivalleri açısından, yıllardır bol bol metal festivali gezen biri olarak hiç düşünmeden metal derim. Bu tarzın adanmışlığı, kökleri ve kardeşlik ruhu göz önüne alındığında daha iyi bir janr düşünemiyorum.

Şeyma

Yaklaşık 15 yıldır seyahat ediyor. Asıl odak noktasını üretim/yaratıcılık olarak tanımlayarak bu bağlamda bir şeyleri dönüştürmeyi, yaşamdan üreterek beslenmeyi sürdürüyor. Müzik, resim, edebiyat, tasarım, doğa, gnostisizm, okült öğretiler, semboller ve mitler ilgileri arasında.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu