Geceye Yazılmış Şarkılar: Livor Röportajı

Emre Aykan ve Batuhan Çakar’dan oluşan iki kişilik bir darkwave, post-punk projesi olan Livor, yerli sahnede ismini hızla üst basamaklara taşıyacak gibi gözüküyor. Soğuk ama hipnotik synth katmanları, nabız gibi atan bas yürüyüşleri ve mesafeli vokal tonlarıyla dinleyicisini hem dans pistine çağırıyor hem de içsel, karanlık bir yolculuğa çıkarıyor. Açıkçası Livor’u ilk dinlediğimde “bu zamanın dışında” bir müzik yapıyorlar gibi hissetmiştim, zira ne bütünüyle geçmişe yaslanan nostaljik bir tavırları var ne de güncel trendlerin peşinden koşan bir üretim anlayışları. Oldukça eklektik bir tarza sahip Livor ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.
Merhaba. Öncelikle sizleri biraz tanıyalım. Livor kimlerden oluşuyor?
Merhaba. Öncelikle röportaj fırsatı için çok teşekkür ederiz. Livor, Emre Aykan ve Batuhan Çakar’dan oluşan iki kişilik bir proje. Daha önceden birlikte üniversite yıllarında kurduğumuz bir rock grubunda çalıyorduk. Sahneden sahneye gitmenin ve bize ait olmayan şarkıları ezberlemenin getirdiği monotonluktan uzaklaşmak istedik ve kendimizi bir She Past Away konseri çıkışında Livor fikrinin ortaya atarken bulduk. Bu süreç 1 sene boyunca askıda durduktan sonra dostumuz Emre Kaya’nın da işe dahil olmasıyla hızlandı. 2024 yılının başında ise ilk teklimiz “Çöküş”ün ilk gitar kayıtları alınmaya başlandı. Batuhan’ın metal müzikle uğraşması ve benim de elektronik müzik, synth sesleri üretmemle birlikte Livor’un ilk soundları oluşmaya başladı. Türe girişimizde ise biz üniversiteye başlarken aynı sene çıkan “Disko Anksiyete” albümü çok etkili oldu diyebiliriz.
2024’te çıkan ilk tekli Çöküş ile bu yıl çıkan son tekliniz Son Bir Defa arasında üretim, söz dünyası ve atmosfer açısından ne gibi farklar ve benzerlikler var?
İlk teklimiz “Çöküş”, synthlerin daha arka planda olduğu, kökleri biraz daha post-punk tarafına yaslanan bir şarkıydı. Sonraki teklilerde yönümüzü synthlere biraz daha fazla çevirdik. Üçüncü teklimiz “Kendi Kendime” ise bu iki yaklaşımın ortasında duran, hem gitar hem de elektronik öğelerin dengeli biçimde bir araya geldiği bir parça oldu. İlk üç teklimiz bizim için bir arayıştı. Üretim konusunda her çıkan şarkıda biraz daha nasıl bir sound yaratmak istediğini kararlaştıran bir grup halini aldık. “Çöküş” ve “Parazit” arasındaki dönemde biraz inişli çıkışlı soundlarımız vardı “Son Bir Defa” single’ı ve yeni gelecek olan EP’de tansiyon hep yukarıda. Sound olarak post-punk’a yakın seslerden biraz daha darkwave sounduna yaklaştık diyebiliriz. Darkwave’e yaklaştıkça ortaya çıkan ses ve chord progressionlar çok daha depresif ve sert bir havaya büründü. EP’deki yoğun synth kullanımı ve sert gitar tonları ikimizin ortak müzik anlayışının bir yansıması diyebiliriz. Hızlı, sert ve gergin bir atmosferi var şarkıların. Sahne aldığımızda ise dinleyicilerin ortak bir ruh halinde bulunmalarını sağlayacağını düşünüyoruz. Her şarkıda gittikçe artan synth yoğunluğunu EP’ye kadar ivmelendirmiş olduk fakat sonraki süreçte biraz daha “Çöküş” gibi post-punk’a yakın şarkılar yapma planımız da var.

“Parçalarımızda genel olarak kişisel bir hikaye anlatıyoruz”
Parçalarınızda zaman kavramı bulanıklaşıyor gibi; geçmiş, şimdi ve gelecek iç içe. Bu da -bana göre- Livor’u benzerlerinden ayırıyor. Beste sürecinde bu durumun etkisi nedir ya da siz bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?
Parçalarımızda genel olarak kişisel bir hikaye anlatıyoruz. Kişinin kendi içinde yaşadığı çatışma, huzursuzluk ya da toksik veya karşılıksız bir ikili ilişkiyi konu ediniyoruz. Nostalji, özlem, nefret, kin, akıl sağlığı ve ölüm gibi temaların ve insanın zayıflıklarının, darkwave ve post-punk gibi türlerde çok etkili olduğunu düşünüyoruz. Bu duygular ve hikayeler kişisel olabildiği için zaman kavramını tek bir çizgi gibi değil de üst üste binmiş ve yaşanamamış ihtimaller ya da yaşanılan pişmanlıklar üzerinde ele alıyoruz. “Şimdi”yi yaşarken bizi zayıf ve güçlü kılan duygular geçmişi ve geleceği de beraberinde getiriyor. Zihinde kendimize yarattığımız bir zindan gibi düşünebiliriz.
Darkwave’i sadece bir müzik türü olarak değil, bir ifade biçimi olarak ele aldığımızda, bu karanlık estetik sizin kişisel hayatlarınızda nasıl bir karşılık buluyor?
Darkwave’i bizim için karanlık bir kimlikten çok, dürüst bir ifade alanı olarak görüyoruz. Hayatın her zaman aydınlık taraflardan ibaret olmadığını kabul etmenin ve zor duygularla yüzleşebilmenin karşılığını müziğe dökmeye çalıştık. Bu karanlık tonu, kişisel hayatlarımızda da bastırmak yerine anlamaya çalıştığımız kaygılar, kırılganlıklar ve her gün bulunduğumuz ortamlardaki umutsuzluğun farkındalığı olarak ele alıyoruz. Her günün birbirinin tekrarı olması ve bunaltıcı, ağır atmosfer artık yeterince kişisel olmuş durumda. Günlük hayattaki tüm ruh hallerimizin karşılığını şarkılarımıza hem sözlerle hem de soundlarla yansıtıyoruz. Ayrıca eklemek isteriz ki, Türkiye’de insanların kendine yakın hissedebileceği bir anlatıya ev sahipliği yapabilecek bir tür darkwave. Gerek sosyokültürel gerekse mimari açıdan insanların ülkemizde bu türe eğilimli olabileceğini düşünüyoruz.

“Özellikle ana esin kaynağım Edgar Allan Poe ve H.P. Lovecraft diyebilirim”
İlham aldığınız müzikler kadar, belki daha fazla etkisi olan kitaplar, filmler ya da görsel sanat eserleri var mı ve bunlar Livor’un dünyasına nasıl sızıyor?
İlham aldığımız sanatçılar arasında Twin Tribes, The Cure, Dead Can Dance ve EBM türlerindeki şarkılar var. Synth soundları için de genel olarak Aphex Twin, Boards of Canada gibi IDM türünde müzik yapan sanatçıların synthlerinden ilham alıyoruz. Batuhan ve benim arka planlarımızın farklı olmasından kaynaklı da Livor’un kendine has bir dokusu ortaya çıkıyor. Bir İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olarak tabii ki kitaplardan ve şiirlerden etkileniyoruz. Özellikle ana esin kaynağım Edgar Allan Poe ve H.P. Lovecraft diyebilirim. Livor ismini de şiir dersinde gördükten sonra grup ismi olarak kullanma kararı aldık. Şiirde kin ve nefret olarak kullanılıyordu. Bunun yanında film olarak da David Lynch ve özellikle de EP’yi bestelerken kafamızda canlandırdığımız Takashi Ito isimli kısa film yönetmeninden görüntüler çok büyük bir esin kaynağı oldu diyebiliriz. Bunlar haricinde kitaplardaki ve filmlerdeki body horror temaları da şarkılarımıza konu oluyor.
Livor’u bir duygu yerine koyacak olsanız, bu hangi duygu olurdu?
Livor’u tek bir duyguya indirgemek zor ama en çok “korku” olarak tanımlardık. Ancak bu, kaçılan bir korku değil; içine bakmaya cesaret ettiğimiz bir korku. Bilinmeyene, içimizde bastırdıklarımıza ve insanın kendi karanlığıyla karşılaşmasına dair bir his. Müziğimiz de tam olarak bu yüzleşme anında doğuyor, rahatsız eden ama aynı zamanda özgürleştiren bir yerde.
Son olarak, önümüzdeki süreçlerde dinleyicileri neler bekliyor?
13 Şubat tarihinde yeni EP’miz “STATİK” çıktı. Remix edilmiş “Son Bir Defa” haricinde 4 tane daha şarkı bulunuyor. EP önceki şarkılara nazaran daha gürültülü ve sert oldu. Bunun haricinde bu aralar benimsediğimiz sert soundlardan biraz daha ayrılıp sırtımızı post-punkvari tonlara yaslama gibi bir planımız var. Sürekli aynı sesler arasında gezmekten ziyade sürekli bir keşif ve değişim halindeyiz. Hali hazırda yayınlanmamış bir çok parçamız bulunuyor. Bazılarını canlı sahnelerimizde çalıyoruz. Uzun bir süredir sahnelerden uzak kaldığımız için yakın zamanda çeşitli yerlerde sahneler almayı istiyoruz.. Karanlık ve atmosferik bir darkwave gecesi için kaçırmayın deriz. Konser ve şarkı duyuruları için de Instagram hesabımızı (@livor_band) takip edebilirsiniz. Bu süreçte destek olan ve dinleyen herkese çok teşekkürler.



