Sima Cihangir ve Özbek Kaplan İle Korku Filmleri Ansiklopedisi

Sima Cihangir ve Özbek Kaplan’ın keyifli anlatısıyla ilerleyen Korku Filmleri Ansiklopedisi, korku severler için ilgi çekici bir kanal. Her ne kadar ben ilk olarak Instagram üzerinden keşfetmiş olsam da daha sonra YouTube’da yayın yapmaya başladıklarını ve içeriklerini daha da derinleştirerek geniş bir izleyici kitlesine ulaştıklarını görmek ayrıca heyecan vericiydi. Sadece film önerileri sunmakla kalmayıp, türün tarihine, alt metinlerine ve kültleşmiş yapımların arka planlarına da değinmeleri kanalı benzerlerinden ayırıyor.
Korku sinemasına duydukları tutkuyu samimi ve akıcı bir dille aktaran bu ikiliyle türle kurdukları kişisel bağı, üretim süreçlerini ve korkunun sinemadaki dönüşümünü konuştuğumuz keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.
Merhaba. Öncelikle sizleri kısaca tanıyalım. Okuyucularımıza kendinizden biraz bahseder misiniz?
Özbek: 2015’ten beri oyunculuk yapıyorum. Çeşitli dizi ve filmlerde, bolca da reklam filminde yer aldım. Sinema ile olan ilişkim oyunculuktan gelse de, bir izleyici olarak çocukluğumdan beri korku filmlerini çok severek takip ediyorum. Mesleğimden dolayı da korku filmlerini sadece seyirci olarak değil, nasıl yapıldığına ve iç süreçlerine dair de bir merak geliştirerek takip ettim.
Sima: Çocukluğumdan beri korku filmlerine büyük bir hayranlık besledim ve karakterimi oluşturan şeylerin büyük ölçüde korku sinemasına dayandığını düşünüyorum. Yıllarca isteğim, korku sinemasına olan bu borcumu ödemek oldu. Bu yüzden akademik hayatımda da hep korku sineması üzerine çalışmalar yaptım. Ses tasarımcısı ve aynı zamanda müzisyenim. Bu borcumu ödeme yolculuğunda, şu anda doktora tezimi de korku sinemasında ses üzerine yazmaktayım.
“Korku Filmleri Ansiklopedisi hayatımda en çok eğlendiğim yolculuk”
Korku Filmleri Ansiklopedisi, ilk olarak Sima Cihangir’in bireysel bir girişimi olarak yola çıktı. Daha sonra Özbek Kaplan’ın katılımıyla iki kişilik bir ekip haline gelerek yolculuğuna devam etti. Bu yolculuğa önce tek kişi olarak başlayıp sonra iki kişi olarak devam etmek üretim sürecini nasıl değiştirdi?
Özbek: Korku filmlerine olan bu özel merakımın dışında; Sima ile dost olmam, onun engin korku filmi bilgisinden çok etkilenmem ve onunla kurduğumuz sohbet dinamiğimiz bizi YouTube’da birleştirdi. Sima’nın girişimi olan Korku Filmleri Ansiklopedisi’ni birlikte yürüdüğümüz bir yolculuk haline getirmek ikimiz için de çok keyifli oldu. Kendi aramızda yaptığımız ve çok eğlendiğimiz korku sohbetlerini herkesle paylaşmak istedik.
Sima: Korku Filmleri Ansiklopedisi hayatımda en çok eğlendiğim yolculuk. Tek başıma yaparken, kendimi istediğim gibi ifade edemediğimi düşünüyordum. Özbek’le olan dostluğumuz boyunca ortak zevklerimiz hakkında saatlerce kahkahalar atarak sohbetler etmişizdir. Birlikte üretmek fikri tam olarak böyle ortaya çıktı. “Biz eğleniyoruz, insanlar neden eğlenmesin?” dedik. Aynı zamanda her şeyle tek başıma uğraşmak ve fikir üretmek beni çok zorlarken, şimdi birlikte sürekli yeni fikirler üretmek çok keyifli oluyor. Duo olmasaydık Korku Filmleri Ansiklopedisi devam etmezdi.

Sizce korku filmlerinde bizi asıl korkutan şey sahnedeki tehdit mi, yoksa kendimizle kurduğumuz bağ mı? Kendi hayatınızdaki korkularla bağlantı kurduğunuz bir korku filmi oldu mu?
Özbek: Sahnede gördüğümüz şey çoğu zaman suyun yüzeyidir diye düşünüyorum. Ancak, bizi esas korkutan şeyin her zaman suyun derinliği olduğunu düşünürüm. Korku filmleriyle olan bağım, bana o derinliğe olan merakımı hatırlatıyor. Korkmak için izliyorum ve bu şekilde bağ kuruyorum. Beni en çok çaresizlik hissi, özellikle çocuk karakterlerin içine düştüğü çaresizlik korkutur. Bu yüzden Hereditary ve Weapons diyeceğim. Hereditary’deki her karakterin ayrı ayrı kötü olayların içine -sanki kadermiş gibi- sürüklenmeleri ve filmin bu loop’tan çıkmanın çok zor olduğunu bize sürekli hatırlatması dehşet verici. Filmdeki abinin başına gelen şeyler yüzünden en çok onunla bağ kurduğumu hissediyorum. Weapons’da da Alex karakterinin, kendi isteği dışında içine düşmüş olduğu durum, çok çaresiz hissettiriyor. Yaşına rağmen başına gelenler beni çok huzursuz etmişti.
Sima: Başarılı bulduğum korku filmleri, sahnedeki tehditleri seyirciye gerçek gibi hissettirebilenler oluyor. Olamayacak şeyleri bile gerçekleşebilir hale getirebilmeleri çok etkileyici. Ben her şeyle çok kolay bağ kurabilen bir izleyiciyim, dolayısıyla her filmden kendime bir rol seçebiliyor ve sonunda darmadağın olabiliyorum. Ancak korku sineması tarihimde beni çok etkilemiş ve kendi başıma gelmiş gibi hissettiren iki özel film var; Zulawski’den Possesion ve Clive Barker’dan Hellraiser. Possesion’daki Anna karakterinin yaşadığı krizleri kendi hayatımdaki ana problemlere hep çok benzetirim. Hellraiser’ın ise korku sinemasının en romantik filmi olduğunu düşünüyorum ve apansız bir romantik olarak oradaki Julia-Frank aşkından çok etkileniyor, Julia’nın aşık olma biçimini kendime benzetiyorum.
“Kolektif bilinç insana nelerden korkması gerektiğini empoze eder”
Korku sinemasının toplumların kolektif korkularını yansıttığını düşünüyor musunuz?
Sima ve Özbek: Kesinlikle. Korku sineması da her sinema türü gibi insana dair. Kolektif bilinç insana nelerden korkması gerektiğini empoze eder. Biz de sanat yoluyla, bireyler üzerinden bir perspektifini deneyimleriz. Korku, iyi bir uyandırıcıyken, aynı zamanda manipülatif bir araç olarak da kullanılabilir. Sinemanın empati üzerine kurulduğunu düşünürsek, korkmak için izlediğimiz filmlerin bizimle ve yaşadıklarımızla alakası olmadığını düşünemeyiz.
Türk korku sinemasında sıklıkla karşımıza çıkan cin, büyü ve musallat gibi temalar artık belirgin bir klişe haline gelmiş durumda. Sizce bu anlatıların yerine hangi temalar ya da anlatım biçimleri Türk korku sinemasını ileri taşıyabilir?
Sima ve Özbek: Bu klişeler gerekli ve her zaman varlığını sürdürecek. Türk korku sineması ne kadar klişeler üzerine kurulu olsa da, yine insana dair. Çünkü büyü, musallat gibi ögeler de insanların birbirlerine yaptıkları şeyler olarak gösteriliyor ve korku unsurunu bu şekilde geliştiriyor. Türk korku sineması, korkutucu varlıkları direkt perdeye taşımak yerine, daha psikolojik ve durum korkularına yönelirse daha etkileyici olabilir. Bu şekilde dehşet verici olayları izleyiciye daha iyi yansıtabileceklerini düşünüyoruz.

Bir klişe, doğru ellerde hâlâ etkileyici olabilir mi? Buna bir örnek verebilir misiniz?
Sima ve Özbek: Bazı klişelerden çok sıkılmış olsak da, hala arzuladığımızı söyleyebiliriz. Jumpscare, garip sesli yaratıklar, çirkin görünüşlü canavarlar gibi ögeler çoğu izleyici için korku sinemasını basitleştirse de, bazı filmlerde büyüleyici şekilde kullanılıyor. The Conjuring, The Babadook ve It gibi filmler, bu unsurları başarılı şekilde kullanıyorlar.
Fakat özel bir örnekten bahsetmek gerekirse, David Lynch’in Mullholand Drive filmindeki çamurlu adam jumpscare sahnesi ve Signs’daki uzaylıyı ilk gördükleri kayıt, bizce sinema tarihindeki en etkileyici jumpscare’lerdendir.
Korku sinemasını sevmeyen birine tek bir film önerecek olsanız hangisi olurdu?
Sima ve Özbek: İki önerimiz var: Yürekliyseniz, The Blair Witch Project’i öneriyoruz. Çünkü bu filmi izledikten sonra, korkmaktan o kadar zevk alacaksınız ki, kendinizi farklı dehşetlere sürüklemekten alamayacaksınız. İkinci önerimiz ise, The Others. Hikayeden etkilenecek ve gece rahat uyuyabileceksiniz.
Sizi hem kıskandıran hem de ilham veren, ‘bunu ben yapmalıydım’ hissi uyandıran üç korku filmi ismi söyler misiniz?
Özbek: Thirst (Bakjwi) – 2009, Tummbad – 2018, The Lighthouse – 2019
Sima: Don’t Look Now – 1973, Audition – 1999, Hostel – 2005



