Temple of Baal: Okültizmin Black Metal Cephesi

Temple of Baal röportajı ile okültizmden black metale uzanan karanlık ve derin bir yolculuğa çıkıyoruz.
Fransa’nın karanlık black metal sahnesinden çıkan Temple of Baal, ilk olarak 1998 yılında Amduscias tarafından tek kişilik bir proje olarak doğdu. Zamanla projeye yeni müzisyenlerin katılmasıyla birlikte grup tam anlamıyla bir oluşuma dönüştü ve Fransız extreme metal sahnesinin en karakteristik isimlerinden biri haline geldi.
Temple of Baal, özellikle okültizm ve sol el temaları etrafında şekillenen karanlık dünyasıyla dikkat çekiyor. Biz de grubun yaratıcısı Amduscias ile tüm bu sürece dair derinlikli bir sohbet gerçekleştirdik.
İstanbul’dan selamlar! Grup son zamanlarda neler yapıyor?
Amduscias: Tüm Türk manyaklarına selamlar! Temple yeniden bir araya geldi diyebiliriz ve şu sıralar onun egregorunu, yani büyüsel temellerini yeniden inşa ediyoruz. Şimdilik her şey olağanüstü iyi gidiyor. Birkaç harika festivalde çaldık ve kısa süre önce ilk kez sahne aldığımız Bükreş’teki Underground For The Masses festivalinden döndük. Orada dostlarımız ve müthiş gruplarla birlikte sahne aldık. Kadroda adeta bir Fransız istilası vardı: Malhkebre, Ritualization, Sektarism, Decline of the I… Çünkü organizatörler Fransız black metal sahnesini gerçekten çok seviyor. Yani gerçekten iyi bir çevre içerisindeydik!
Sahnede her Fransız gruptan üyeleri bizimle birlikte “Flames of Baal” söylemeleri için davet ettik, inanılmaz yoğun bir andı. Seyirci de performans ilerledikçe giderek daha fazla içine girdi. Güçlü bir simya vardı ve set boyunca gittikçe büyüdü. Kesinlikle muhteşem bir festivaldi; harika atmosfer, metal manyakları tarafından deli gibi müzik dinlemeye gelenler için yapılmış bir organizasyon, kusursuz ses sistemi… Oraya gidebilecek herkese kesinlikle tavsiye ederim.

“Sonuç arzusundan arınmış saf irade her yönden kusursuzdur”
Kuruluşunuzun üzerinden onlarca yıl geçti ve hâlâ güçlü bir şekilde devam ediyorsunuz. Sizce bu uzun ömürlülüğün ve üretkenliğin arkasındaki itici güç nedir?
Şunu hatırlatmak lazım ki aslında 6 yıllık bir aradan sonra yeniden bir araya geldik. Bu yüzden “hâlâ güçlü şekilde devam etmek” tam olarak doğru bir ifade olmayabilir ama ne demek istediğini anlıyorum. Mesele şu ki ilk provada tekrar bir araya gelip çalmaya başladığımızda sanki dün bırakmışız gibiydi. Aramızda bir simya var. Her birimizin hem birbirimizle hem de yarattığımız müzikle özel bir bağı bulunuyor. Sembolik olarak “tapınağa girdiğimizde” kimya ve büyü işlemeye başlıyor.
Bence asıl mesele mutlak bir samimiyetle hareket etmek. En iyi şekilde çalabilmek dışında hiçbir şey aramamak. Kendimizi tamamen müziğin hizmetine vermek. Biz birer kanalız, enerjiyi aktarıyoruz.
“Sonuç arzusundan arınmış saf irade her yönden kusursuzdur.”
(Aleister Crowley, Liber II)
Çalarken egolarımız müzik içinde eriyor. Biz sadece enstrüman kullanmıyoruz; gitarlar, baslar ve davullar kadar insan bedenleri de enstrümanın bir parçası oluyor. Gitarım, bedenim ve sesim tek bir bütün hâline geliyor. Burada ego tatmini ya da “rock yıldızı motivasyonu” yok. Amacım kendimi parlatmak değil; elimden gelen en iyi performansı sunmak, en iyi müziği yapmak, seyirciyle etkileşim kurmak ve müziği aşkın bir araç, Gnostik bir büyüsel süreç olarak kullanıp Mutlak ile bir olmaya çalışmak.

“Müzik, benim için Gnostik bir süreçtir”
“Mysterium” dönemindeki bir röportajınızda, bu albümü dinleyenlerin sizin için inancın ne anlama geldiğini anlayabileceğini söylemiştiniz. Bu bağlamda müziği ve sanatı kişinin ruhsal arayışını ve iç dünyasını yansıtan özel bir araç olarak görüyor musunuz?
Sanırım bu sorunun cevabını az önce vermiş oldum, haha! Evet, kesinlikle. Müzik daha doğrusu kutsal müzik benim için Gnostik bir süreçtir. Çünkü yaptığımız müziği kendi kutsal biçimimizde ben böyle görüyorum. Müzik, çalarken ya da dinlerken insanın kendi benliğini unutmasını ve ruhunu Mutlak’a biraz daha yaklaştırmasını sağlamalıdır. Ona ister Tanrı, ister Sonsuzluk deyin fark etmez.
Bana göre bütün dinler aslında aynı ilkeye bağlıdır: Mutlak’ın kendini insana farklı şekillerde göstermesi. Kültüre, tarihin dönemine hatta o deneyimi yaşayan insanların yaşına göre farklı biçimlerde ortaya çıkıyor. İnsanlar büyüdükçe değişiyor; din değiştirebiliyor ya da kendi inançlarına bakış açıları dönüşüyor. Uygulama biçimleri gelişiyor, derinleşiyor ve yeni yönlerini keşfediyorlar. Ruhsal yolculuk ilerledikçe her şey değişiyor. Sonunda da bütün dinlerin aslında aynı şeyin farklı yorumlanmış hâlleri olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz.
Benim için her şey bu ilke tarafından aşılır ve dönüştürülür. Hristiyanlık, İslam, Yahudilik, Paganizm, ya da hangi dine inanırsanız inanın, hepsi aynı yere bağlanıyor. Sorun, insanların dini kitleleri manipüle etmek, kadınları ezmek, farklı inançlara ya da farklı cinsel yönelimlere sahip insanları baskılamak için kullanması.
O küçük insanlara ve dar zihinlerine lanet olsun.
İnsan tamamen özgür olmalı. İstediğini yemeli, içmeli, istediği gibi giyinmeli, istediği müziği dinlemeli, istediği gibi yaşamalı ve ibadet etmeli. Ama asla iradesini başkalarına dayatmamalı.
Eğer senin yolun kısıtlamalar içeriyorsa, özel bir diyet uygulamak, özel bir şekilde giyinmek ya da yaşamak istiyorsan bunu yap. Sana gerekli ya da doğru gelen neyse onu uygula. Ama bunu başkalarına empoze etme.
Din benim için tamamen kişisel bir şeydir. Mutlak ile senin arandaki bağdır. Bu yüzden doğası gereği benimkinden ya da komşunun, kardeşinin inancından farklı olacaktır ve bunda hiçbir sorun yoktur. Bu konuda kimseye hiçbir şey dayatılmamalı ve kimse de başkalarına bir şey dayatmamalıdır.

“Beste yaparken kendimizi unutuyoruz”
Müziğinizde black metal ve death metal öğeleri doğal biçimde iç içe geçiyor. Bu dengeyi kurarken neye dikkat ediyorsunuz?
Doğrusunu söylemek gerekirse bunu hiç düşünmüyoruz. Beste yaparken kendimizi unutuyoruz, bir enstrümana dönüşüyoruz. Beste yapmak meditasyon gibi; gerçekten de bir çeşit terapi niteliğinde. Egonu unutuyorsun. Sadece Mutlak ile bağ kurmayı arıyorsun ve hiçbir şeyi zorlamıyorsun.
Benim enstrümanım gitar olduğu için adeta büyülü bir değneğe dönüşüyor. Zihnimi boşaltıyorum ve çalmaya başlıyorum. Riffler kendiliğinden geliyor. Sonra onları kaydediyorum. Daha sonra dinleyip en iyi olanları seçiyor ve bir şarkı hâline getiriyorum.
Hiçbir zaman “şimdi thrash bir bölüm yazalım” ya da “burada doom bir kısım lazım” gibi düşünmüyoruz. Sadece Temple of Baal bağlamında müzik yapma arzusu var. Elbette geçmişimiz, kültürümüz ve yıllardır taşıdığımız etkiler bu müziği şekillendiriyor. Ama her şey saf, samimi ve amaçtan arınmış. Tek amaç, mümkün olan en samimi sanat eserini ortaya koymak ve onu insanın Mutlak ile bir olmaya yaklaşması için bir araç hâline getirmek.

“Dürüst olmak gerekirse günümüz black metal sahnesi beni pek ilgilendirmiyor”
Fransız extreme metal sahnesinin kendine özgü bir kimliği olduğunu düşünüyorum. Siz bu sahneyi nasıl tanımlarsınız?
Çeşitli, ilginç ve evet, gerçekten karakter sahibi bir sahne. 90’lardan gelen eski gruplar hâlâ aktif ve canlı; mesela Agressor ya da Witches hâlâ sahnede müthiş işler çıkarıyor. Hatta 80’lerin heavy metal sahnesinden bir anıt olan Sortilege bile harika bir geri dönüş yaptı.
Avangart tarafta Misanthrope kendi çizgisinde hâlâ mükemmel işler yapıyor. Black metal tarafında biz ara vermişken hiç durmayan gruplar oldu. Hell Militia bugünlerde inanılmaz konserler veriyor. Malhkebre hâlâ ruhları yozlaştırıyor. Ritualization ise yıkıcı blackened death metalini icra etmeye devam ediyor. Decline of the I ise black metal kökenli ama elektronik müzik gibi farklı alanlarda da deneyler yapan müzikler sunuyor.
Doom metal sahnesi de çok ilginç: Ataraxie, Mourning Dawn, Nornes ya da daha geleneksel tarzda Barabbas gibi gruplar var.
Uzun yıllardır black metal sahnesinden bilinçli olarak uzak kalmış olsam da Putain de Tristesse ya da tek kişilik grup olan Vertige gibi yeni işlerden de hoşlandım. Özellikle Vertige çok iyi raw ve atmosferik black metal yapıyor.
Ama dürüst olmak gerekirse günümüz black metal sahnesi beni pek ilgilendirmiyor. Fazla drama, fazla politika ve insan ilişkileri var; yeterince ezoterizm yok. Benim black metal tanımım bu değil. Bu yüzden eski CD’lerimi dinliyorum: Antaeus, Mütiilation, Vlad Tepes… Son yıllarda doom metal sahnesiyle çok daha fazla ilgileniyorum. İnsanlar daha az aptal, daha az pozcu ve belki de daha olgun görünüyor.

“Temple of Baal her zaman okültizmden ilham aldı”
Müzik dışındaki ilham kaynaklarınızı merak ediyorum. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
Temple of Baal her zaman okültizmden ilham aldı ama bu artık bir sır değil sanırım. Hatta “ilham almak” yetersiz bir ifade. Röportajın genelinde de belli olduğu üzere, bunun benim için çok daha derin bir şey olduğunu anlamışsınızdır. Çocukluğumdan beri hayatımda olan bir şey bu ve yaşlandıkça daha ciddi hâle geldi.
Bunun dışında… Müzik benim hayatım. Gerçekten öyle. Bu yüzden bana ilham veren şey yaşamaktan aldığım hisler. Temple of Baal elbette daha karanlık duygularla bağlantılı. Diğer hisleri ise başka projelerde ifade ediyorum. (Ki onlar da pek mutlu işler değildi!)
Etrafımdaki manzaralar bana ilham veriyor sanırım. Oldukça düşünceli ve gözlemci biriyim. Bir kilise, eski bir kale ya da sadece denizi gece gündüz izlemek bile ilham verebiliyor. Anılar da öyle. Gençliğimde firavun mezarlarını ziyaret etmek… Ah, Mısır’ı ne kadar özlüyorum! Ürdün, Yunanistan… Her şey aldığınız titreşimlerle ilgili.
Hayat deneyimlerinden gelen o güçlü hisler… Sonradan onları yeniden hatırladığınızda aynı duyguyu tekrar çağırabiliyorsunuz ya. İşte bunlar ve şu an her gün etrafımı saran kırsal yaşam – öncesinde Paris’in kaosu vardı – beynin içinde ilginç şeylerin oluşmasını sağlıyor.

Son olarak, önümüzdeki aylarda neler bekleyebiliriz?
Şimdilik planımız yeniden bir araya gelmek, harika konserler vermek ve hem kendi aramızda hem de dinleyicilerimizle iyi vakit geçirmek. Şu ana kadar hisler gerçekten çok iyi. Az önce de söylediğim gibi Underground For The Masses festivalinden döndük ve seyirciyle kurduğumuz bağ inanılmazdı.
Sıradaki konser 23 Mayıs’ta Brittany’deki Plozevet’te gerçekleşecek olan Courts of Chaos Festival’de olacak. O festivali çalmayı dört gözle bekliyorum çünkü gerçekten mükemmel bir metal festivali. Yakında başka konserler de duyurulacak. Yani yakın gelecekte Temple of Baal’i bolca canlı performanslarla göreceksiniz; umarım daha önce hiç gitmediğimiz yerlerde de sahne alırız.



