Karanlığı Somutlaştırmanın En Tekinsiz Hali: Dymna Lotva

Dymna Lotva röportajı ile grubun sert, kasvetli ve tekinsiz müzikal kimliğini keşfe çıkıyoruz!
Belarus çıkışlı Dymna Lotva, post-black ve doom metal ögelerini harmanlayarak kasvetli, melankolik müziğiyle Doğu Avrupa yeraltı sahnesinde son yılların öne çıkan gruplarından biri. 2015 yılında Minsk’te kurulan grup, doğa, folklor ve melankoli temalarını merkezine alan müziğiyle hem atmosferik hem de içsel bir karanlık yaratıyor. Bu sürece bence vokal hanımın katkısı büyük. Nokt’un sesi öylesine katmanlı bir tekinsizlik sunuyor ki, şarkıyı başka bir aleme, kendi yaratmak istedikleri o kadim ve kasvetli evrene sürüklüyor direkt.
Şu ana kadar üç uzun çalar çıkaran grup, tüm bu albümler boyunca yarattıkları o kadim evreni daha da içselleştirerek özgün bir anlatı sundu. Dymna Lotva röportajı ile ben de kendi merakımı takip ederek grubun o tekinsiz dünyasına adım atmak istedim.
Bir süredir ilgi ile takip ettiğim bir grupsunuz. Klasik bir giriş yapmak istiyorum. Dymna Lotva grup üyeleri bir araya gelmeden önce müzisyenler neler yapıyordu? Ve sonra Dymna Lotva’nın kuruluş hikâyesi nasıl başladı?
Merhaba. Her şey oldukça sıradandı. Dymna Lotva’dan önce farklı gruplarda çaldık; bazıları daha başarılıydı, bazılarıysa daha az. Örneğin Nokt, atmosferik black metal projesinde vokal yapıyordu ve hatta konserler de verdiler. Bunun dışında başka projelerde de yer aldı. Jauhien ise daha çok tek kişilik projeleriyle kendi müziğine odaklanmıştı. Bir noktada bir black metal grubunda yollarımız kesişti. Orada çalmayı bıraktıktan sonra da iletişimimizi sürdürdük. Daha sonra Jauhien, bir sonraki projesi için bir vokaliste ihtiyaç duydu. Dymna Lotva grubunun hikâyesi de tam olarak burada başladı.

“Karanlık duyguları sanata dönüştürmek, her sanatçı için en iyi kişisel arınma sürecidir”
Birçok müzik türünü bir araya getirerek acı ve kederi müziğinizde neredeyse somut bir hale getiriyorsunuz. Ancak bu karanlık, yalnızca bir acı çekme hali değil, aksine, tuhaf biçimde parlak ve dönüştürücü bir yön taşıyor. Dinleyici olarak bunu bir tür arınma süreci gibi hissediyorum. Sizce bu karanlık ile arınma arasındaki dengeyi müziğinizde nasıl kuruyorsunuz?
Acı ve keder belirli bir türe ait değildir, biz de öyle. Karanlık duyguları sanata dönüştürmek, her sanatçı için en iyi kişisel arınma sürecidir. İnsanların bu tür bir müzik dinlerken veya bu tür bir sanatı izlerken aynı duyguları hissetmeleri son derece normaldir. Deneyimlerimize göre, karanlık sanattan korkan, karanlığı alenen reddeden ve etrafındaki herkesi beyaz giysiler içinde görmek isteyen, onları güneşin altında yürümesi için zorlayan insanlar, genellikle içsel sorunları olan ve etrafındaki herkesten nefret eden insanlardır. Harry Potter’daki, sonsuz gülümsemesi ve pembe kostümleriyle Profesör Ambridge’i hatırlayın. Kötülüğün banalitesi, “sevimli yaşlı kadın” imajının arkasına saklanmaya çalışıyor. Çok tipik. Böyle kadınları herhangi bir kilisede bulabilirsiniz. Ve tabii ki, hepsi metal müzikten nefret eder.
Bu yüzden, her zaman kendi içinize bakıp karanlık ve arınma arasında kendi dengenizi bulmanız gerekiyor. Müziğimiz bu konuda yardımcı oluyorsa ne mutlu bize.
Canlı performanslarınızı YouTube üzerinden izleme fırsatı buldum; sahnede yarattığınız atmosfer, törensel bir hal alıyor. Canlı çalarken müziğin duygusal ağırlığı sizin için dönüştürücü oluyor mu?
Gösterilerimizi “duygusal teşhircilik” olarak adlandırıyoruz. Bazıları gösterilerimizi teatral olarak nitelendiriyor, ancak biz buna katılmıyoruz. Biz sadece şarkıların özünü, sözlerinin anlamını, duyguları ve gerilimi ortaya çıkarıyoruz. Prova yapmıyoruz, senaryo yazmıyoruz – sadece her an için doğru hissettiğimiz şeyi ortaya koyuyoruz. Zamanla, “mükemmel” hissettiren bazı unsurlar tekrarlayıcı hale gelirken, diğerleri tek seferlik doğaçlamalar olarak kalıyor. Kendine güvenmek ve çekinmemek dışında, bunda zor olan hiçbir şey yok.
“İnsan kültürünün tamamı, her türlü sanat, folklora dayanır”
Şarkı sözlerinizdeki folklorik öğelere değinmek istiyorum biraz da. Belarus folklorunun müziğinizdeki rolü nedir? Bundan besleniyor musunuz?
Evet, Belarus folklorundan büyük ölçüde ilham alıyoruz. Genel olarak bakıldığında, insan kültürünün tamamı, her türlü sanat, folklora dayanır. Eğer her sanat eseri bir ağacın yaprağıysa, folklor o ağacın kökleridir. Biz sadece bazı gruplara kıyasla köklere biraz daha yakın durmayı seçtik.
Bu köklerin içine indiğinizde inanılmaz hazinelerle karşılaşırsınız: fikirler, kavramlar, hikayeler, anlamlar. Folklor yalnızca flüt çalmaktan ibaret değil. Gerçi flüt çalmayı biz de seviyoruz, o ayrı.
O malum konuya değinmek istiyorum biraz da…Belarus’taki siyasi baskı ve sansür müzikal yolculuğunuzu ne şekilde etkiledi?
Kulağa ne kadar garip gelse de, günün sonunda politik baskı bize engel olmaktan çok yardımcı oldu. Tam da bu baskılar yüzünden Belarus’tan Polonya’ya taşınmak zorunda kaldık. Polonya, müzik endüstrisi çok daha gelişmiş bir ülke ve bu taşınma, Avrupa’nın dört bir yanında konser verebilme imkânlarını da beraberinde getirdi. Ancak bu, “oraya taşın ve her şey kendiliğinden yoluna girsin” demek değil. Yerel ve Avrupalı organizatörlere var olduğumuzu ve işimizin güçlü olduğunu anlatabilmek için çok ciddi bir emek harcamak zorunda kaldık.
Belarus’taki müzik endüstrisi üzerindeki politik baskıdan söz edecek olursak, bu baskı gerçekten çok büyük. İnsanlar Kültür Bakanlığı’ndan izin almadan konser veremiyor ve bu izinler çoğu zaman hiç verilmiyor. Buna ek olarak pek çok deneyimli müzisyen, prodüktör ve müzik videosu yönetmeni Belarus’u terk etti. Umuyoruz ki önümüzdeki on yıllarda bu durum iyileşir.

Önümüzdeki döneme baktığınızda yeni bir albüm ya da kapsamlı bir müzikal proje üzerinde çalışıyor musunuz? Dinleyicileri yakın gelecekte neler bekliyor?
Şu sıralar bir sonraki albümümüzün kayıtlarını tamamlamak üzereyiz. Açıkçası şu ana kadar ortaya çıkan sonuçtan biz memnunuz. Bu, Dymna Lotva için beklenmedik ve taze bir yeni bölüm. Dinleyicilerimizin de bunu seveceğini umuyoruz. Henüz herhangi bir tarih açıklamayacağız; önümüzde hâlâ yapılması gereken çok fazla hazırlık var.



