RöportajlarYabancı

İspanyol Black Metal Projesi Wargoatcult İle Söyleşi

2007 yılında İspanya’nın León şehrinde kurulmuş aktif bir black metal projesi olan Wargoatcult, ekstrem metal sahnesinde kendine özgü ve tutarlı bir kimlik inşa etmeyi başardı. Bugüne kadar yayımladığı albüm ve EP’lerle yeraltı sahnesinde istikrarlı bir iz bırakan proje, üretimlerini Trench Warfare Production çatısı altında dinleyiciyle buluşturuyor. 20’ye yakın albümü bulunan Wargoatcult, aynı zamanda çok sayıda split yayında yer alarak üretkenliğini ve sürekliliğini yıllara yayılan bir disiplinle sürdürmektedir.

Grubun yaratıcısı Necrotomb ile Wargoatcult’un müzikal vizyonu, ideolojik duruşu ve yeraltındaki yolculuğu üzerine sohbet ettik.

Türkiye’den selamlar. Bugünlerde neler yapıyorsunuz

Türkiye’ye selamlar. Her zamanki gibi şu sıralar yeni materyaller üzerinde çalışıyorum. “Necrocombustible” beni durdurulamaz kılıyor; şu anda tamamen yeni bir EP’ye odaklanmış durumdayım, aynı zamanda 2026’nın sonlarına doğru çıkmasını planladığım bir sonraki full-length albümü de yavaş yavaş şekillendiriyorum.

Bununla eş zamanlı olarak, “Fuck Christmas” EP’sini ve “Regressus ad Barbariem” albümünü yoğun biçimde tanıtmaya devam ediyorum; bir yandan da yaklaşan Meksika turnesi için planları son haline getiriyorum.

Aklımda başka fikirler de var, örneğin bazı klasik parçaları yeniden kaydetmek gibi. Şunu net bir şekilde söylemek istiyorum: remaster’lardan nefret ediyorum. Bana göre bunlar dinleyicinin cebinden para sızdırmanın bir yolu ve tembel, üretken olmayan müzisyenlerin kullandığı bir araçtan ibaret. Eğer bir parça yeniden ele alınacaksa, bu ancak tamamen yeniden kaydedilerek, ona yeni bir hayat ve şiddet kazandırılarak yapılmalı; basit bir dijital makyajla değil!

“Piyanoyla ilk temasım okulda aldığım cezalar sırasında oldu”

Wargoatcult’u kurma fikri nasıl doğdu ve ilk ilham kaynaklarınız nelerdi?

Wargoatcult kaderi gereği doğdu. Yolculuğum çok uzun zaman önce başladı; 6 yaşında gitar çalmaya başladım, sonra bas gitara, en sonunda da davullara geçtim. Hatta piyanoyla ilk temasım okulda aldığım cezalar sırasında oldu; tören salonuna kilitlenir, o yalnızlık saatlerinde tuşları keşfederdim. 1990’a gelindiğinde yerel gruplarda çalıyordum bile. Türün henüz tam anlamıyla oluşmadığı bir dönemde kendi black metal projemi kurdum. Kimsenin o zamanlar anlamadığı, çığlık vokalli bir Venom öykünmesiydi bu.

Gerçekten şiddetli bir müzik vizyonundan yoksun insanlarla yıllarımı harcadıktan sonra, her şeyi tek başıma yapmaya karar verdim. Teknoloji nihayet bana “çok kanallı kayıt çöplüğünü” ve vasat işbirlikçileri bypass etme imkanı sundu. Wargoatcult yalnızca başarısızlıklar, ihanetler ve hayal kırıklıkları yığını üzerinde inşa edilmedi. Metal müziği saf, uç ve şiddetli bir şeye dönüştürme arzusuyla dövüldü. O dönemin “heavy metal şiddet değildir” sloganıyla çalkalanan acınası trendleri ayaklar altına almak gerekiyordu.

İspanya’da metal müzik ana akım medyada yasaklıdır. Diğer gruplar televizyonda ya da radyoda palyaço gibi röportajlar yapabilmek için ruhlarını satıp “pantolonlarını indirirken”, ben bunu reddettim. Aşırılığa sadık kaldım. Wargoatcult, askerlikte geçirdiğim zamanın işitsel tezahürüdür: nefret, hayal kırıklığı, savaş ve kıyametin bir karışımı. Er ya da geç olması gerekiyordu. Yirmi yıl önce benimle yürümeyi reddedenler bugün sadece sosyal medyada atıp tutuyor; çünkü vizyona inanmadılar. Ben ise kimsenin yardımı olmadan, tek başıma kürsüye tırmandım.

Wargoatcult

Diskografinize baktığımda oldukça üretken bir geçmişe sahipsiniz. Tek kişilik bir proje olmanın bu üretkenlikte nasıl bir payı oldu?

Üretkenliğimin neredeyse tamamı bunun bir solo proje olmasının doğrudan bir sonucu. Geleneksel bir grupta, başkalarının bağlılık eksikliği, egoları ya da kişisel problemleri yüzünden sürekli geri çekilirsin. Bir davulcunun bir ritmi öğrenmesini ya da bir söz yazarının ilham bulmasını beklemek zorunda değilim. Necrocombustible yandığında, doğrudan kayda girerim.

Tek kişilik bir ordu olmak, zihnimden çıkan fikrin hiçbir aracıya takılmadan doğrudan son master’a akmasını sağlar. Şarkıların şiddetini yumuşatacak ya da sulandıracak herhangi bir “demokratik” süreç yoktur. Askerî geçmişimden miras kalan bu disiplin sayesinde, bir hedef belirlediğimde onu tartışmaya açmam, doğrudan uygularım. Sosyalleşmek ya da herhangi bir şeyin parçası olmak için müzik yapmıyorum; içimde biriken mesajı dışarı kusmak için yapıyorum. Bunu tek başıma yapmak ise hem sonucun %100 saf kalmasını hem de talep ettiğim hızda, eksiksiz biçimde ortaya çıkmasını garanti eden tek yoldur.

“Motivasyonum, sürekli bir keşif ve yıkım ihtiyacından besleniyor”

Müzikal üretim sırasında kendinizi motive eden şey nedir?

Motivasyonum, sürekli bir keşif ve yıkım ihtiyacından besleniyor. Ekletik bir sanatçıyım; önceden belirlenmiş bir çizgiyi takip etmem, tek bir formüle de kendimi hapsetmem. Sürekli araştırır, yenilik peşinde koşarım; yeni ufuklar bulmak ve ardından onları küle çevirmek için.

Bazen daha temiz, daha net bir prodüksiyon arayışına girerim ancak bu herhangi bir trendi takip etmek için değil. Aksine, klinik bir berraklığın işitsel etkiyi çok daha keskin hale getirebildiğine inanırım. Beni asıl harekete geçiren şey, sesi bir hassas silah gibi ustalıkla kontrol edebilme dürtüsüdür. Önceki işlerimi güç bakımından aşma dürtüsüyle hareket ederim; her bir notanın, hiçbir sapma olmadan vizyonuma hizmet ettiğinden emin olurum.

Wargoatcult

Sanatın, insanın kendi bilinçdışıyla doğrudan yüzleştiği bir alan olduğunu düşünüyorum. Wargoatcult sizin için sadece bir müzik projesi mi, yoksa belli bir ruh halinin ve dünya görüşünün dışavurumu mu?

Wargoatcult sadece bir proje değildir; kaderimin ve kendi yasamın vücut bulmuş halidir. Kendi kurallarıma göre hareket ederim. Bu benim için buyrukları olan bir din değil; yolu ben açarım, kültü ben inşa ederim.

Kendi “gerçeklerinden” ya da statülerinden dem vuran grupları son derece absürt buluyorum. Onlara, yaptıkları “truism” dolu söylevlere ya da boktan müziklerine zerre kadar ilgim yok. Genelde bir ya da iki düzgün albüm yapar, sonra onları sonsuza kadar tekrar ederler. Ben o dünyanın parçası değilim. Kendi kişisel cehennemime kilitliyim: işitsel, fiziksel ve psikolojik şiddetin iç içe geçtiği; yüce bir kaosun içinde düzen kuran bir döngüye.

Sürekli belirsiz bir geleceğe doğru ortaya çıkıyorum; ufukları aşıyor, yazılı ya da yazısız tüm kuralları paramparça ediyorum. Kendi içinde katlanarak büyüyen bir Ouroboros yılanı gibiyim; kendi sonluluğumla sonsuza uzanan bir varoluşum.

Peki son olarak farklı sanat dallarından besleniyor musunuz?

İlhamım zihinsel, psikolojik, ruhsal ve fiziksel durumumdan, beni iyi ya da kötü yönde etkileyen her şeyden besleniyor. Yaşanan hiçbir şey amaçsız değil. Okumayı, video oyunlarını, doğayı, mimariyi, çizimi, dövme yapmayı, motosikletleri, macerayı ve bir parçası olduğum askerî dünyayı seviyorum.

Ancak bazen bir yabancıyla kurulan basit bir etkileşim bile, zihnimde Nietzscheci bir manifestodan çok daha fazlasını tetikleyebiliyor. Gerçeklik, doğru anda sözlere ve müziğe yansıtıldığında, sınıflandırılması ya da bir kalıba sokulması zor, fakat zihni acımasızca döven duyumlara dönüşebilecek unsurlar sunar. Yaşadığım her şey kendi süzgecimden geçer ve Wargoatcult’un işitsel şiddetine dönüşür.

Ve son olarak, bu röportaja yer verdiğiniz için teşekkürler. Yeni EP çok yakında, bekleyin. Meksika turnesi geçtiği her yeri ezip geçecek. Dinleyicilere çağrım şudur: Aşırılığa sadık kalın ya da yolumdan çekilin. Kült sonsuzdur. Selamlar.

Şeyma

Yaklaşık 15 yıldır seyahat ediyor. Asıl odak noktasını üretim/yaratıcılık olarak tanımlayarak bu bağlamda bir şeyleri dönüştürmeyi, yaşamdan üreterek beslenmeyi sürdürüyor. Müzik, resim, edebiyat, tasarım, doğa, gnostisizm, okült öğretiler, semboller ve mitler ilgileri arasında.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu