AntropomorphiA röportajı ile Hollanda’nın karanlık death metal evreninde bir yolculuğa çıkıyoruz!
1989 yılında kurulan Hollandalı death metal grubu AntropomorphiA, ekstrem müziğin en karanlık köşelerinde sessizce filizlenip zamanla yer altı sahnesinin çarpıcı figürlerinden biri haline geldi. Çıkış albümleri “Pure” 1998 yılında dinleyiciyle buluştuğunda, yalnızca çiğ bir death metal albümü değil, aynı zamanda grubun grotesk estetiğe olan tutkusunun da bir habercisiydi. Pure’dan sonra uzun süren bir sessizlik dönemi yaşansa da, AntropomorphiA 2010’ların başından itibaren yeniden ivme kazandı ve bugüne kadar toplamda 6 albüme imza attı.
Biz de bu uzun ve çarpıcı yolculuğun izini sürebilmek için AntropomorphiA ile özel bir röportaj gerçekleştirdik.
“Evrim ya da ilerleme, sonu olmayan bir yolculuktur”
Öncelikle selamlar. 1992’deki ilk demo kaydınızdan bu yana müzikal anlamda en büyük evrimi hangi noktada yaşadığınızı düşünüyorsunuz?
Evrim ya da ilerleme, sonu olmayan bir yolculuktur. İlk demomuz “Bowel Mutilation” ile başladığımız bu serüven, birkaç gecede bugünkü “sesimiz”e dönüşmedi. Bir sanatçı için dönüşüm, yalnızca gerekli değil, kaçınılmazdır da. Çünkü gerçek yaratım, durağanlığa değil, devinime aittir. İçsel bir coşku, bitmek bilmeyen bir açlık ve sorgulayıcı bir tutum. Hepsi bu evrimsel sürecin yapıtaşlarıdır.
Eğer bir dönüm noktasından söz edilecekse, bu tek bir an değil, zamanın içine serpilmiş izlerden oluşur. Albümlerimizi kronolojik sırayla dinlerseniz, her birinde fark edeceğiniz o doğal geçiş, aslında içsel bir evrimin dışavurumudur.
Antropomorphia ismi, insan biçimcilik anlamına geliyor. Grubun adının bu anlamı, tematik olarak üretiminize nasıl yansıyor?
Adımızı Pestilence‘in ilk albümü Malleus Maleficarum‘dan aldık, açılış parçası AntropomorphiA adını taşıyor. Adı ve anlamı bize çok hitap etti, bizim gözümüzde Hellhammer/Celtic Frost tarzı müzikten hastalıklı death metale geçişe çok yakışıyordu. Ancak hiçbir zaman anlamı şarkı sözlerimizin veya müziğimizin teması olmadı.
AntropomorphiA röportajı
“Devoid Of Light” isimli yeni albümünüzde hem old school death metal köklerine hem de modern yaklaşımlara yer veriyorsunuz. Bu dengeyi sağlamak sizin için nasıl bir yaratım süreciydi?
Bir albüm yazmaya başladığımda, bu önceden çizilmiş bir rotayı takip eden bir yolculuk değildir. Her şey doğal bir şekilde şekillenir, bu yüzden ortaya çıkan müzik belirli türlerle sınırlı kalmaz. Trendleri takip etme ya da başkalarını memnun etme gibi bir hedefimiz yok. Yalnızca kendimiz için üretiyoruz.
Belli bir yöntem ya da denge arayışı da yok. “Bu tarzdan fazla oldu, şimdi şu türü ekleyelim” gibi şeyler düşünmeyiz. Müzik bizim için içten gelen bir ifade biçimi ve dolayısıyla yazma ve besteleme tarzımın bir parçası. Jos için de aynı durum geçerli.
“Müziğin konuşmasına izin veriyoruz”
Grup olarak neredeyse 35 yılı aşkın bir geçmişiniz var. Dinleyici kitlenizin yıllar içinde değiştiğini hissediyor musunuz? Genç dinleyicilerle kurduğunuz bağ nasıl?
Bu yılın sonunda aslında 36 yıllık bir geçmişimiz olacak. Evet, bazı noktalarda öyle oldu, ilk zamanlarda dinleyiciler müzik konusunda daha dar görüşlüydü. Yaş açısından da genişledi. Nasıl bağlantı kurduğumuz konusunda, farklı yaş gruplarına ulaşmak için ayrı veya özel bir yöntemimiz yok. Müziğin konuşmasına izin veriyoruz ve bunun ötesinde kimin veya hangi yaş grubunun dinleyeceğine odaklanmıyoruz.
İçsel karanlıkla yüzleşmenin müzikle mümkün olduğuna inanıyor musunuz? Sanat, insanın kendi karanlığını anlamasında bir araç olabilir mi sizce?
Özellikle son üç albümümde, şarkı sözlerim ve müziğim aracılığıyla içimdeki karanlığı dışa vuruyorum. Bu bazen, hayatım boyunca yaşadığım depresyonun yarattığı sorunlarla bir tür uzlaşma ve kişisel bir gelişim süreci sağlıyor. Ya da ruhları çağırmak gibi bir anlam ifade ediyor da diyebiliriz.
Bazı sanat türleri, kişinin kendi karanlığını nasıl gördüğüne bağlı olarak, onu anlamaya ve ifade etmeye yardımcı olabilir. Çünkü karanlık, herkes için farklı şekillerde ortaya çıkar.
Son olarak, müzik dışında kendinizi ifade ettiğiniz başka sanatsal ya da entelektüel alanlar var mı?
Tasarım ve çizim yapıyorum, hayatımın büyük bir bölümünde bunu yaptım. Sanatımı çoğunlukla AntropomorphiA için kullandım, ancak nadiren bağlantı varsa diğer gruplar için de tasarım yapıyorum.
AntropomorphiA röportajı