Heykeltıraş Ada Uzundede İle Söyleşi

VoodooNoise’un bu haftaki sanat konuğu heykeltıraş Ada Uzundede. 1992 yılında Antalya’da doğan sanatçı, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden mezun oldu. Ada Uzundede’nin ilk kişisel sergisi BÂCIYÂN-İ RÛM, Türkiye’de kadın olmak, Anadolu’nun tarihsel hafızası, mistik katmanları ve geçmişin anaerkil kültürü ile bugünün ataerkil yapısı arasındaki farkı anlatıyor.
Öncelikle seni biraz tanıyalım. Ada Uzundede kimdir ve bu aralar neler yapmaktadır?
Merhaba ben Ada Uzundede, 2016 yılı Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü mezunuyum. Lisede heykel yapmaya başladım. Yani neye adım attığımı ve zorluklarına rağmen neyi istediğimi gayet iyi biliyordum da diyebiliriz. Antalyalıyım, fakat gönlüm hala memleketimde olsa da iş hayatı beni oradan oraya gezdirdi. Şu an İzmir/Bademler köyünde atölyem var. Bademler Sanat Köyü / Sabiha Tansuğ Etnografya Müzesi ile beraberim. Tam olarak şu vakitler ikinci kişisel sergime hazırlanmaktayım.
Heykel ile ilk temasın nasıl oldu? Seni bu alana çeken neydi?
Heykel ile ilk temasım yaşadığım, doğduğum yer olan Antalya’nın antik kentlerinde büyümekle yaşandı bence. Sonrasında, yönlendirmeler ile iki büyük adım gerçekleşti. İlk adım babamla çam ağaçlarının kabuklarından yaptığımız kayıklar – tekneler ile başladı. İkincisi ise GSF hazırlık hocam olarak tanıdığım ve harika bir sanatçı olan Şifa Girinci’nin beni yönlendirmesiyle oldu. Hocamın heykel yapan arkadaşları (ustalarım) beni aldılar, yoğurdular ve ilk defa gerçekten bir heykel atölyesine girdiğim an oraya ait olduğumu anladım.
Beni bu alana çeken bence tamamen sezgisel bir şeydi. Aidiyet hissiyatını başka şekilde açıklayamıyorum.

Bugüne kadar seni en çok dönüştüren üretim süreci hangisiydi?
Beni en çok dönüştüren süreç kesinlikle Denizli Retro Metal’de geçirdiğim inanılmaz 3 yıldı. Bir ferforje fabrikasının içinde bir heykeltraş hayal edince sanıyorum ki akıllarda canlanıyordur. Denizli’de tanıştığım her insan, gezdiğim her yer bana öyle iyi geldi ki.. Özellikle fabrikada çalışıyor olmanın getirdiği disiplin beni müthiş etkiledi. Biraz rahata düşkün insanlara bazen böyle şeyler gerekiyor sanırım.
“Hayatımdaki her olay doğrudan ve dolaylı bir şekilde işime yansıyor”
Kişisel hayatındaki hangi deneyimler işlerine dolaylı ya da doğrudan sızıyor?
Hayatımdaki her olay doğrudan ve dolaylı bir şekilde işime yansıyor. Bu bazen oldukça yapıcı olurken, bazen de tam tersi oluyor. Bizim mesleğimiz hem kafa hem el işi diye geçer. En ufak bir dalgınlık fiziksel olarak büyük sıkıntılar yaratabiliyor ve bir yandan da hepimizin hissettiği o kaygılar ve hayatta kalmak için anlamsız olduğunu bildiğimiz şeylere katlanma stresi, üretim aşamasını çok çok yavaşlatabiliyor. Ama gelgelelim, bazen bir manzara, bazen okuduğum bir şey, bazen de durup dururken gelen o ilham ve heyecan, insana iki ayda yapacağı işi beş günde bitirtebiliyor. Anlayacağınız her şey iç içe burada.
Biraz da ilk kişisel sergindeki işlere odaklanmak istiyorum. BÂCIYÂN-İ RÛM fikri ilk ne zaman ve nasıl ortaya çıktı? Bu sergide ele aldığın kadın figürler önceki işlerinden nasıl ayrılıyor?
BÂCIYÂN-İ RÛM benim ilk kişisel sergimdi, hatta tam olarak özgürce yaptığım ilk heykeller onlardı. Bu fikir oldukça geniş bir zamanda yavaş yavaş ortaya çıktı. Yani fark etmeden fikri pişirdim diyebiliriz. Bunun ilk adımı da Türkiye’de yaşayan bir kadın olmakla başladı. Toplumun var ettiği kültürün zemininin nasıl da boş olduğunu anlamak ve pasif direnişin pek de bana göre olmadığını anlamakla devam etti. Sonrasında tarihe olan ilgimden dolayı yaptığım araştırmalarda Anadolu (rum) bacılarını okudum. Bir yandan teoloji, okültizm, Anadolu mistisizmi ve varoluş felsefeleri gibi farklı alanlara duyduğum ilgi; diğer yandan Anadolu’nun geçmişteki anaerkil kültürü ile bugün içinde yaşadığımız ataerkil yapı üzerine yaptığım araştırmalar ve kıyaslamalar, BÂCIYÂN-İ RÛM sergisinin düşünsel zeminini oluşturdu diyebilirim.

Peki BÂCIYÂN-İ RÛM sergisini gezen birinin aklında ya da bedeninde hangi duygunun kalmasını isterdin?
Sergimi gezen birinin, cinsiyet gözetmeksizin, biraz korkmasını istedim. İç rahatlatmak üzerine olan bir sergi değildi. Evet, açıkça benim derdim unuttuğumuz şeyleri hatırlatırken, unutmuş olmamızın korkunç gerçekliğiyle karşılaşmamız. Bazen kadınlar bazen erkekler, dişi olanı yozlaştırmanın en mükemmel yolunu bulmuşlar. İtibarsızlaştırma ve annelik ile bağdaştırılan anlamsız bir hoşgörü ile kalıba sokmak. Her dişi merhametli değildir, her erilin merhametli olmadığı gibi. Cinsiyeti parçalamak istedim bir bakıma da. ‘’Erkek ve kadın ‘’ kalıplı cinsiyeti.. Çünkü eril ve dişil bence daha çok birer kavram ve her insana oturabilir cinsiyet gözetmeksizin.
Bütün bunların dışında bazen bu sergiyi yanlış anlıyorlar ya da feminizm ile birleştirmek istiyorlar. İşlediğim konu feminizmin de içinden doğduğu bir konu. Benim nezdimde kadim ve ana tanrıça tapımını yani sezgisel olanı da barındırıyor. Bu yüzden anlatmak istediğimi günümüz kavramlarının içine sıkıştırmak istemiyorum.
“Atölyem benim mabedim”
Atölye senin için nasıl bir alan? Bir sığınak mı, yoksa mücadele alanı mı? Kendi atölyenin ruh halin ve üretim pratiklerinin üzerindeki etkisini nasıl tanımlarsın?
Atölyem benim mabedim. Bu, içinde pek hoşnut olmadığım gerçeklikten azade başka bir dünya. Atölyem hem hayvanlar hem de benim için bir sığınak. O kadar bana özel bir yer ki birileri ziyarete bile geldiğinde bazen içten içe sanki sınırlarım ihlal edilmiş gibi hissediyorum. Güvenli alanım orası benim. Günümüzde maalesef bir heykeltraş kolay kolay kişisel atölye elde edemiyor. O yüzden gerçekten değerini biliyorum. Kiri ve pasıyla ve insanlarıyla hem sanayi hem de atölyem mabedim, evet.
Ve son olarak önümüzdeki süreçler için neler planlıyorsun? Üretim pratiğinde hangi yönlere evrilmeyi hedefliyorsun?
Herhangi bir plan yaptığında gerilen biriyim, uymak zorunda hissettiğim için. O yüzden özellikle bu dönem gelecek ile ilgili hiçbir şey planlamıyorum. Sadece umuyorum. Ama önümüzdeki sergilerden bahsedeceksek eğer, yine Anadolu’yu ve bu sefer ilgi alanlarımı tam olarak ortaya koyacağım türde ele alacağım bir sergi olacak diyebilirim. Umarım her şey umduğum gibi gider.







