RöportajlarSanat SepetYerli

Sanatçı İrem Kopuz İle Söyleşi

İrem Kopuz, sanat yolculuğuna 2012 yılında Aşık Veysel Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nde başladı. Erken yaşlarda geliştirdiği görsel ifade dili ve plastik sanatlara duyduğu ilgi, onu heykel alanında derinleşmeye yöneltti. 2016 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü’nü derece ile kazanarak akademik sanat eğitimini sürdürdü. Heykel disiplininin sunduğu biçimsel olanakları araştırdığı bu süreçte, hem teknik hem de kavramsal üretimini geliştirerek 2021 yılında bölümünden dereceyle mezun oldu.

İrem Kopuz’un üretimi, çoğunlukla rüya deneyimlerinden ve bilinçdışının çağrışımlarından beslenir. Rüyalarında karşılaştığı imgeleri yeniden yorumlayarak kendine özgü görsel bir dil kuran sanatçı, figür ve form arasındaki sınırları esneten bu yaklaşımı sayesinde, izleyiciyi hem tanıdık hem de tuhaf bir dünyayla karşı karşıya bırakır.

Sanatçı İrem Kopuz ile, hem sanatsal üretimini hem de sanat yolculuğunu konuştuğumuz keyifli ve ilham verici bir söyleşi gerçekleştirdik.

Öncelikle seni kısaca tanıyabilir miyiz? İrem Kopuz kimdir ve bugünlerde neler yapıyorsun?

Merhaba, ben İrem Kopuz. İstanbul’da doğup büyüdüm, 1998 doğumluyum ve şu anda Sydney’de yaşıyorum. Güzel sanatlar eğitimime Aşık Veysel Güzel Sanatlar Lisesi’nde Resim bölümüyle başladım. Daha sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü’nden mezun oldum ve yüksek lisansa başladım. Ancak bu süreci tamamlamadan Sydney’e taşındım ve hayatımın yeni bir serüveni başladı. Şu anda Sydney’de yaşıyor ve yeni üretimlerim üzerine yoğunlaşarak yaklaşan projelerime hazırlanıyorum.

“Heykel derslerinde çamura dokunduğum an, bu alanın benim geleceğim olduğunu anladım”

Heykelle ilk temas ettiğin o anı hatırlıyor musun? Bu yolculuk nasıl başladı?

Heykelle ilk temasım aslında lisede oldu. Ondan önce de heykelleri araştırmayı, çizmeyi ve oyun hamuruyla denemeler yapmayı çok severdim. Çizimlerimin boşluğu ve formu arayan eskizler olduğunu lisede fark ettim. Heykel derslerinde çamura dokunduğum an, bu alanın benim geleceğim olduğunu anladım. Böyle bir bölümü okuyabileceğimi fark etmek benim için büyüleyici bir deneyimdi.

Sanatçı İrem Kopuz

Lisede ve üniversitede güzel sanatlar eğitimi almış biri olarak, akademinin sana kazandırdığı en büyük avantajın ne olduğunu düşünüyorsun?

En büyük avantajın, aynı dili konuştuğun ve benzer meselelerle ilgilenen bir topluluğun içinde olmak olduğunu düşünüyorum. Bugün bunun ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyorum. Sanat alanında kariyer kuran insanların oranı oldukça az. Bu nedenle anlaşılmak, fikir paylaşabilmek ve üretim süreçlerini birlikte tartışabilmek hem gelişim hem de ilerleme açısından sandığımdan daha önemliymiş. Ayrıca çok farklı tatlarda işlerin mümkün olduğunu görmek büyük bir zenginlik.

Rüyalarından yola çıkarak oluşturduğun imgelerde abartı ve deformasyonu özellikle tercih ettiğini söylüyorsun. Bu formlar senin için bilinçdışının bir yansıması mı, yoksa bilinçli olarak kurduğun görsel bir dil mi?

Bu iki süreç aslında birbirine çok bağlı. Rüyalarımda gördüğüm imgeler zamanla özgün dilimin parçasına dönüştü. Formu estetik bir bütünlük için değil, gerilim yaratmak için kuruyorum. Zıtlıklar benim için kompozisyon değil, düşünsel çatışmanın plastik karşılığı. Rüyalar ve yaşadıklarım bana ham malzemeyi veriyor; ancak o formu nasıl deforme edeceğime ve hangi kompozisyonla aktaracağıma bilinçli olarak karar veriyorum. Bilinçdışından besleniyorum ama üretim aşaması bilinçli bir kurgu süreci.

İrem Kopuz

“Jung’un bahsettiği arketipler; aile, çevre, toplum ve kişisel yapı fark etmesek bile karakterimizi ve kararlarımızı etkiliyor”

Günlük hayatında yaşadığın küçük şeylerin işlerine fark etmeden sızdığını hissediyor musun?

Herkesin hayatı kendine özgü ve ister istemez üretimine yansıyor. Jung’un bahsettiği arketipler; aile, çevre, toplum ve kişisel yapı fark etmesek bile karakterimizi ve kararlarımızı etkiliyor. Günlük hayatta karşılaştığım küçük bir detay, bir konuşma ya da fark ettiğim bir durum zihnimde birikiyor. Bunlar doğrudan değil, kendi filtremden süzüldükten sonra işlerime yansıyor.

Senin için başarısız bir iş ne ifade ediyor?

Başarı ve başarısızlık, kişinin koyduğu kriterlerle ölçülen kavramlar. Bir işi gerektiğinde bozabiliyor, süreci durdurabiliyor ya da yeniden başlatabiliyorum. Eğer iş hedefinden sapmış ya da artık benim için anlam üretmiyorsa onu başarısız sayarım. Ancak çoğu zaman o başarısızlık yeni bir fikri doğurur. Bazen en güçlü işler, vazgeçilmiş bir denemenin içinden çıkar. Bu yüzden başarısızlık benim için son değil, yön değiştirme
anıdır.

Ekran üzerinden gördüğümüz imgelerin, kendi üretimim ile kurduğum fiziksel ve duygusal ilişkiyi de fark etmeden yeniden şekillendirdiğini hissediyorum. Bu bağlamda dijital çağın heykel sanatını dönüştürdüğünü düşünüyor musun?

Dijital yaşam dikkat dağıtıcı olsa da aynı zamanda güçlü bir araç. Üretimi görünür kılmak, heykeli daha geniş kitlelere ulaştırmak ve yeni üretim yolları keşfetmek açısından önemli bir alan olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda yeni nesile ayak uydurmak ve yeni araçların sınırlarını zorlamak heyecan verici. Ancak hiçbir dijital imge dokunsal bir heykelin fiziksel etkisinin yerini tutamaz. Heykel, karşısında durduğunda seni mekâna bağlayan bir deneyimdir. Bu nedenle dokunsal heykelin etkisinin kalıcı
olacağına inanıyorum.

Şeyma

Yaklaşık 15 yıldır seyahat ediyor. Asıl odak noktasını üretim/yaratıcılık olarak tanımlayarak bu bağlamda bir şeyleri dönüştürmeyi, yaşamdan üreterek beslenmeyi sürdürüyor. Müzik, resim, edebiyat, tasarım, doğa, gnostisizm, okült öğretiler, semboller ve mitler ilgileri arasında.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu