Tümör, İlk EP’sinin Hikayesini Paylaştı: Tümör Röportajı

Tümör, ilk EP’si “Doğum“u dinleyicisiyle buluşturdu. Metal müzikte Türkçe söz üretmenin görece zor ve riskli bulunduğu bir alanda, ana dilde yazmayı tercih ederek hem cesaretlerini hem de ifade güçlerini ortaya koydular demek yanlış olmayacaktır.
Tümör röportajı ile, grubun ilk EP’si “Doğum“un ortaya çıkış sürecini ve müzikal yaklaşımını yakından ele aldık.
Bu sene “Doğum” isminde bir EP çıkardınız. Doğum ismi ilk bakışta bir başlangıcı çağrıştırıyor. Bu isim sizin için nasıl bir başlangıcı ifade ediyor?
Doğum birçok manada Tümör’ün doğumunu sembolize ediyor. Şarkılarımızda doğrudan bir anlatım kullansak da alt metinlerde dinleyicinin sözleri okudukça ulaşabileceği başka anlamlar da mevcut. Çok anlamlılık ve sözel aktarım, Anadolu ezoterizminin bir parçası olarak grubumuzun tüm şarkılarında olacak. Albümde farklı yerlerde “kara keçi tümör doğurdu” ifadesini duyabilirsiniz. Bu hem grubumuzun başlangıç hikayesini temsil ediyor. Hem de Efendisiz mahlasını kullanan vokalistimizin ağzından anlatılan bir başka kurgu hikayenin başlangıcı olarak dinleyiciye aktarılıyor.
Bir Anadolu ve Asya miti olan Al Garısı ile bir insanın “beline hakim olamayarak” çiftleşmesinin anlatıldığı hikaye, kutsal Nur’dan uzaklaşarak baş kaldıran Efendisiz’in taşıyıcı annesi olan Kara Keçi’den doğumunu ve gerçek bilginin izinde çıktığı yolu sembolize ediyor.
Bir deyim olarak bakıldığında, “kırklara yedilere karışmak” ifadesinin ölerek farklı bir forma geçmeyi, mistik bir zaman ve mekan algısı içinde yeniden ve daha bilge bir biçimde doğup şekillenmeyi anlattığını biliyoruz. “Kırklar Yediler” şarkısının bu doğum algısına da daha mistik ve ezoterik bir anlam kattığını düşünüyoruz.
EP’nin beste ve hazırlık sürecinden de bahsedebilir misiniz?
Grup üyelerinin deneyimlerine istinaden, beklediğimizden hızlı bir şekilde beste yazımlarını tamamladık. Hatta aynı hızla ikinci Ep’nin kayıtlarına başladığımızı da söylemek yanlış olmaz. Özellikle söz yazımında konsepte ve dile önem verdiğimiz için, bu aşamaya beste sürecine kıyasla biraz daha fazla emek harcadığımızı söyleyebiliriz.

“Kimliklerimizi asla deşifre etmeyeceğiz”
Kimliğinizi çok fazla deşifre etmeyi tercih etmiyorsunuz sanırım. Yeraltı sahnesi ile aranıza nasıl bir mesafe koyuyorsunuz?
Kimliklerimizi asla deşifre etmeyeceğiz. Eğer her şey istediğimiz gibi giderse Tümör’ü tüm müzisyen kimliklerimizden bağımsız bir anlayış, yeni bir persona ve hatta bir nevi anonim ozanlık olarak dinleyiciye benimsetmeyi hedefliyoruz. Türkiye’de küçük bir yeraltı sahnesi olduğunu düşünürsek bu piyasada müzik yapmış insanlar olarak “önyargısız” şekilde değerlendirilmek, sanatsal kimliğimizin şimdiye kadar keşfetmediğimiz taraflarını da besliyor. Ayrıca bize dilediğimizi dilediğimiz şekilde söyleme özgürlüğü veriyor. Yakın zamanda kendi yakın arkadaşlarımız bize dinlenebilecek yeni grup önerisi olarak Tümör’ün şarkılarını da göndermeye başladı. Bu durum tanındığımız ortamlarda bile olumlu/olumsuz en tarafsız ve subjektif değerlendirmeleri izleyebilme olanağı sağladı.
“Sözler üzerine düşünürken yararlandığımız çok basit bir kaynağımız var; Anadolu halk deyişleri, türküler ve yerel söylenceler/efsaneler…”
Türkiye’de özellikle metal müzikte Türkçe sözlü parça üretmek çok sık tercih edilmiyor, denendiğinde ise her zaman istenen etkiyi yaratamayabiliyor. Ancak sizde dil kullanımı oldukça oturmuş ve doğal duruyor. Türkçe söz yazarken bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Türkçe sözlü metal yapma konusunda bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dil konusundaki yorumunuz başka dinleyicilerden de mesaj olarak ulaştı ve bizi oldukça mutlu etti. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu özellikle üzerinde durduğumuz bir konu. Açıkçası bu işi İngilizce yapmak çok daha kolay ve bazı noktalarda anlatımı da edebi olarak kısıtlayan bir durum. Yine de üzerinde düşünülmemiş Türkçe şarkılar özellikle metal gibi kökü dışarıda bir müzik içerisine yedirildiğinde utanç verici derecede kötü olabilir. Biz müzikal arka planımızın, ilgi alanlarımızın ve ana dile olan hassasiyetimizin verdiği birikimle sözlerimizi yazıyoruz. Sözler üzerine düşünürken yararlandığımız çok basit bir kaynağımız var; Anadolu halk deyişleri, türküler ve yerel söylenceler/efsaneler. Özellikle Alevi/Bektaşi geleneğine ait deyişleri ters çevirip biraz daha karanlık bir zemine taşıdığınızda bu ülkede dinleyen herkesi hafifçe gülümsetecek derecede şiddetli ve direkt bir Türkçe ile kendinizi ifade edebiliyorsunuz.
Müzikal olarak hangi dönem black metal sizi daha çok etkiliyor?
Black metalin her döneminden beslendiğimizi söylemek en doğrusu olacaktır. Mercyful Fate, Venom gibi proto-black dönemlerinden Mayhem, Darkthrone gibi ikinci dalga klasiklere ve hatta Deathspell Omega, Mgla gibi yeni dönem sayılabilecek örneklere kadar farklı isimlerden etkilendiğimizi söyleyebiliriz. Ancak Sodom, Deicide gibi eski dönem thrash ve death metal grupları da müziğimize çok fazla şey kattı.
Üretimde samimiyet sizin için ne ifade ediyor? Müzik üretirken ve dinleyiciyle etkileşim kurarken bu samimiyeti nasıl koruyorsunuz?
Bu samimiyeti yakalamak bizim gibi kimliğini gizli tutan üyelerden oluşan bir grup için çok zor. O yüzden hem yüzyıllardır bu topraklarda kullanılan ve herkesin aşina olduğu bir dil formülizasyonunu kullanmayı hem de dili basit tutarken alt metinlerle beslemeyi hedefliyoruz. Müzikal olarak da mümkün olduğunca tek take’de kaydedilen, çok katmanlı ve kaotik olmayan bir yol izliyoruz. Tabii müzikal bakış açısı kimi zaman farklı yollara da evrilebilir. Gündemimizde şu an bir konser verme durumu yok. Kimlikleri gizli tutarak konser vermek ciddi bir bütçe ve hazırlık gerektiriyor. Bu yüzden mümkün mertebe kayıtlarla, sözlerle ve yaratılan atmosferle bu samimiyeti kurarak ilerletmeyi hedefliyoruz.



