Post-Punk’ın En Estetik Hali: Ductape İle Söyleşi

Hayranı olduğum müzisyenlerle ya da sanatçılarla röportaj yapmanın keyfini sanırım hiçbir şeye değişmem. Web sitemi açarken en büyük motivasyonum da buydu zaten; yıllardır dinlediğim, üretimlerini zevkle takip ettiğim insanlara kafamdaki soruları sorabilmek, onların dünyasına biraz daha yaklaşabilmek. Bir dinleyici ve izleyici olarak merak ettiklerimi doğrudan sanatçının kendisinden duymak oldukça heyecan verici doğrusu. Bugün de tam olarak böyle bir heyecan içindeyim. Uzun zamandır ilgiyle takip ettiğim, kendine has çizgisi ve güçlü atmosferiyle dikkat çeken Ductape ile sohbet etme fırsatı buldum.
Ductape’i birkaç sene önce Blind konserinde ilk kez canlı izledim ve o günden beri sadece müziklerinin değil, sahnedeki enerjilerinin ve güçlü duruşlarının da hayranıyım. Bazı gruplar kayıtlarında etkileyicidir ama sahnede aynı duyguyu veremez. Ductape ise bunun tam tersine, canlı performansıyla dinleyicide çok daha derin bir etki bırakıyor. Sahneye çıktıkları anda yarattıkları atmosfer, seyirciyle kurdukları bağ ve şarkıların canlı halde kazandığı güç gerçekten çok etkileyici. Bunda elbette Çağla hanımın sahne performansının rolü çok büyük bence.
Geçtiğimiz günlerde ise kendilerini Disko Anksiyete Festivali kapsamında yeniden izleme fırsatı buldum. Konser yine fazlasıyla etkileyiciydi; sahnedeki enerjileri ve atmosferi bir kez daha ne kadar güçlü bir grup olduklarını gösterdi. Konser bir yana, festivalin genel havası da gerçekten mükemmeldi. Uzun zamandır bu kadar keyif aldığım, baştan sona bu kadar iyi hissettiren bir festivale katılmamıştım. Hem organizasyonun akışı hem de seyircinin enerjisi sayesinde unutulmaz bir iki gün geçirdik.
Festival hakkında belki başka bir yazıda uzunca konuşuruz. Şimdilik lafı çok da uzatmadan Ductape röportajına geçelim o halde.

“Türkiye’de böyle bir festival düzenlenmesi çok güzel ve çok önemli bir adımdı”
Harika geçen bir Disko Anksiyete festivalinden sonra yeniden merhaba! Gecenin enerjisi, seyirciyle etkileşiminiz ve genel atmosfer sizin açınızdan nasıl geçti?
Merhabalar. Her şeyden önce Türkiye’de böyle bir festival düzenlenmesi çok güzel ve çok önemli bir adımdı. Festival ekibine ve başta She Past Away ekibine teşekkür etmek isterim. Line-up olsun, festivalin işleyişi olsun oldukça standart üstü bir organizasyon düzenlendi.
Biz ilk gün de oradaydık ve gerçekten beklediğimizden çok daha yoğun bir katılım ile karşılaştık. Bu yoğunluk sayılardan ziyade gelen dinleyicilerin festivale tutumundan kaynaklıydı. Biz bu iki günden oldukça mutlu ayrıldık.
Hazır konserlerden söz açılmışken buradan devam edelim. Yurt dışında da onlarca konser vermiş bir grup olarak farklı ülkelerde sahneye çıktığınızda nasıl bir ortamla karşılaşıyorsunuz? Nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?
Yurt dışında yaptığımız müziğe ilgi ve saygı çok daha oturmuş bir yerde. Müziği biliyorlar ve ona göre de yaklaşımları var tabii ki. Yeni çıkmış parçamızın iki gün sonra Kosta Rika’da ya da Peru’da ezbere söyleniyor olması bizi çok mutlu ediyor tabii. Bizimle beraber turne yapan birçok fanımız var; bir noktada arkadaş gibi olduğumuz insan sayısı artık azımsanmayacak boyutta. Çaldığımız her ülke ve her şehirde “bir sonraki konser ne zaman?” sorusu en çok karşılaştığımız durum ki bu herkes açısından oldukça güzel bir geri dönüş.

Hiç “bu parça sahnede bambaşka oldu” dediğiniz bir an oldu mu?
İlk aklımıza gelen “Blue Black” ve “Gölgesiz” sanırım. Parçaların yoğunluğunu biz biliyoruz ancak seyircinin bunu anlayıp bize eşlik etmesi, gözlerinde gördüğümüz o parıltı bu iki parçanın canlıdaki enerjisini çok ayrı bir boyuta taşıyor.
“Her geçen gün kendimizi geliştirmeye ve üstüne koymaya çalışıyoruz”
Biraz başa dönmek istiyorum. Ductape’in ilk günlerini hatırladığınızda neler geliyor aklınıza? O günden bugüne neler değişti ve gelişti?
Her geçen gün kendimizi geliştirmeye ve üstüne koymaya çalışıyoruz. Ductape ile yola başladığımızda büyük hedeflerimiz yoktu; beraber müzik yapmak istiyorduk ve bu dünyayı ortak zevklerimiz üzerine inşa etmeye başladık. İlk albüm “Labirent” ile geri dönüşlerin artması ve konserlere başlamamız ile bir şekilde yola çıktığımızı fark ettik. Enstrümanlarımıza ve sound’umuza tabii ki yıllar içinde daha hâkim olup sound’umuzu tam olarak şekillendirmek için hep çalıştık. Bu sadece kayıtlar için değil, canlı performanslar için de geçerli oldu tabii. Aynı zamanda görsel dünyamızı da kendimiz yapıyoruz; klipler olsun, fotoğraflar, albüm ve plak kapakları… Her şeyle biz ilgileniyoruz ve bunlar hem mesai hem de bilgi birikimi istiyor. Kullandığımız programları bile değiştirip yeni şeyler öğrenmek gibi süreçler aslında sürekli yaşadığımız değişimin göstergesi.

“Bütün oluşum sürecinde beraber, ortak kararlarla ilerliyoruz”
Birlikte üretim süreciniz nasıl geçiyor? Fikir ayrılığı yaşıyor musunuz?
Fikir ayrılığı neredeyse yaşamıyoruz. İş bölümümüz istemsiz bir şekilde oluştu ve ilk günden beri de öyle devam ediyor. Şarkı üretimine genellikle ben başlıyorum ve Çağla ilk notadan itibaren orada oluyor. Parçanın başından sonuna bütün oluşum sürecinde beraber, ortak kararlarla ilerliyoruz.
Hiç tamamen farklı bir tür deneme fikriniz oldu mu?
Olmadı çünkü bildiğimiz ve sevdiğimiz tür bu. Benim ayrıca Apartmanlar ve Softa gruplarım da var; onlar da yine Ductape ile aynı paralelde zaten.
Darkwave gibi karanlık bir müzikte insanların coşkuyla dans etmesi, hatta “bugün benim ölüm günüm” gibi sert bir cümlede bile hareket etmesi sizce insanın karanlık ve aydınlık yanını dengeleme biçimi olabilir mi? Ben bir dinleyici olarak bu iki zıt kavramın bir arada olmasından her zaman müthiş bir haz duyuyorum. Siz bir müzisyen olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?
Dans etmeyi dışa vurumun bir simgesi olarak kabul ettiğimizde bu tezat gibi görünen durum ortadan kalkıyor aslında. Türümüzde o kadar güzel dans hareketleri ve çeşitliliği var ki gerçekten hayranlık duyuyorum ve kendim de dans etmeyi çok seviyorum. Kimisi de böyle ifade ediyor kendini sanırım; ne kadar güzel.
Son olarak önümüzdeki günlerde bizleri neler bekliyor?
Önümüzde uzun süredir çalıştığımız “Faded Flowers” albümü var; en büyük haber o sanırım bizim için. Eylül ayı ortaları gibi yayınlanmasını planlıyoruz. Onun haricinde Avrupa turnemiz devam ediyor ve sonbaharda da Amerika turnesi için hazırlıklar sürüyor.
Kapak fotoğrafı: Begüm Koçum (Grubun kendi web sitesinden alınmıştır)



