Bilinmeyene Yolculuk

Suspiria ve Kahramanın Yolculuğu: Suspiria Filmine Ezoterik Bakış

Dario Argento’nun başyapıtı ve “Three Mothers” üçlemesinin ilk adımı olan Suspiria (1977), sadece bir korku filmi değil, aynı zamanda görsel bir şölen ve derin ezoterik anlamlarla yüklü bir rüya niteliğindedir. Joseph Campbell‘ın Kahramanın Yolculuğu adını verdiği ünlü monomiti ile karşılaştırıldığında film, klasik masalların gizil anlamlarla yüklü ve kadın kahramanın başrolde olduğu ezoterik bir yeniden anlatım olarak ele alınabilir. Suspiria, yüzeyde büyüleyici bir renk paletinin, şiddetli bir ses tasarımının ve gotik bir atmosferin eşlik ettiği tipik bir korku sineması örneği gibi görünse de derine inildiğinde, bir inisiyasyon mitinin çağdaş biçimi olarak okunabilir.

Her ne kadar bu yazıda özellikle Suspiria filmine odaklanacak olsam da, bu yapımın parçası olduğu üçlemeden kısaca bahsetmeden geçmek olmaz. Üç filmi birbirine bağlayan en temel unsur, “Üç Anne” olarak bilinen kadim bir efsaneye dayanır. Bu efsaneye göre dünya, üç eski cadı tarafından yönetilen görünmez bir kötülük ağıyla çevrilidir: Mater Suspiriorum (İç Çekişlerin Annesi), Mater Tenebrarum (Karanlığın Annesi) ve Mater Lacrymarum (Gözyaşlarının Annesi). İsimlerinden de anlaşılacağı üzere, bu figürler kutsal ya da koruyucu varlıklar değil, aksine insanlığın acı, korku ve keder gibi en temel duygularını yöneten karanlık dişil güçlerin sembolleridir.

Ayrıca Argento’nun yarattığı tekinsiz evren, 2018’de Luca Guadagnino’nun elinde yeni bir sinemasal biçim ve anlam katmanı kazanmıştır. Peki iki film arasında ne gibi farklılıklar var? Argento’nun Suspiria’sı, rüya ile kabus arasındaki sınırları bulanıklaştırarak izleyiciyi bilinçdışının tuhaf ama hipnotik koridorlarında dolaştırır. Guadagnino’nun versiyonu ise bu labirentin kapısını yeniden açar, ancak bizi masalsı bir kabustan ziyade kolektif travmaların ve bastırılmış arzuların yankılandığı bir aynanın içine bırakır. İki film de özünde aynı inisiyasyon mitinin farklı dönemlerdeki yankılarıdır: Argento’nun sineması korkunun estetiğini biçimlendirirken, Guadagnino onu anlamın ve kimliğin katmanlarını soyan bir ritüele dönüştürür. Böylece Suspiria, yalnızca bir cadılar hikayesi değil, kadının kendi gölgesiyle, kendi gücüyle ve kendi dönüşümüyle yüzleştiği çok katmanlı bir bilinç yolculuğu haline gelir.

Suspiria ve ezoterizm

Neden Campbell ve Neden Suspiria?

Joseph Campbell’in monomiti (tek hikaye) mitleri, masalları ve kahraman arketiplerini yapılandırmak için güçlü bir araçtır. Suspiria klasik bir “kahramanlık” öyküsü gibi görünmeyebilir. Burada kahraman, bir erkek savaşçı değil; genç bir kadın, Suzy Bannion’dur. Ariento’nun sineması mitik unsurları yeniden şekillendirerek, Campbell’in evrensel motiflerini dişil bir inisiyasyona dönüştürür. Bu dönüşümü izlemek hem filmi daha derin okumaya açar hem de korku türünün “inisiyasyon” potansiyelini gözler önüne serer.

Kısa Özet: Filmde Ne Oluyor?

Suzy Bannion, bir bale öğrencisi olarak Amerika’dan Almanya’ya gelir ve Freiburg’daki prestijli bir dans akademisine kabul edilir. Akademide kısa zamanda gariplikler, kaybolmalar ve gizemli davranışlar ortaya çıkar. Suzy arkadaşlarının tek tek ortadan kayboluşunu/sürgün oluşunu görür. Özellikle Pat’in esrarengiz ölümü, akademinin yüzeyinin altındaki karanlık gerçeğin ilk işaretidir. Sonunda Suzy, akademinin cadılar tarafından yönetildiğini, liderlerinin uzun ve derin bir tarihe sahip olduğunu keşfeder; en sonunda karanlık lider Helena Markos’la (ve onun somut/metaforik gücüyle) yüzleşir.

Ve Kahramanın Yolculuğu Başlıyor

1- Olağan Dünya Masumiyet: Suzy Bannion Amerika’da sıradan bir hayat sürer. O, bale eğitimi almak için Almanya’ya giderken henüz karanlıkla yüzleşmemiştir. Havaalanındaki sahne, onun “güvenli dünyasını” temsil eder: steril, aydınlık, Batılı. Henüz kötülüğün varlığını sezmez. Bu aşama kahramanın henüz mitik evrene adım atmadığı, düzenin hüküm sürdüğü aşamadır.

2- Macera Çağrısı – Pat’in Kaçışı ve Ölümü: Suzy, Freiburg’a vardığında dans akademisine ulaşmaya çalışır. Ancak daha kapıdan içeri giremeden, yağmurun altında kaçan bir kız (Pat) görür. Pat kısa süre sonra öldürülür. Bu sahne “çağrının” sembolik biçimidir. Bir şeyler ters, gerçeklik bozulmuş ve görünmeyen bir kötülük hüküm sürüyor. Suzy’nin içsel çağrısı burada başlar: Gerçeği öğrenme arzusu.

3- Çağrının Reddedilmesi – Akılcı Ret: Suzy başta doğaüstünü reddeder. Akademinin yetkili isimleriyle görüştüğünde akılcı açıklamalar arar. Bu süreç Campbell’in “ret” aşamasına denk düşer: kahraman (burada daha çok modern, rasyonel birey) çağrıyı duyduğunda önce kafasında tutunamayan kuşkular yaşar. Argento burada rasyonel dünyanın zaafını vurgulamaktadır. Mantık, ritüel ve mitin karşısında yeterli değildir.

4- Rehberle Karşılaşma: Rehber figürü Suspiria’da doğrudan tek bir karaktere indirgenmez. Aksine, Susie’ye rehberlik eden unsurlar parçalı bir biçimde karşımıza çıkar. Sara, onun ilk farkındalık kapısıdır. Akademinin gizemli geçmişinden bahsederek şüphe tohumlarını eker. Ardından Profesör Milius, akademinin aslında bir cadı topluluğuna ait olduğunu açıklar ve Susie’nin içsel sorgulamasını derinleştirir. Son olarak Helena Markos’un varlığının öğrenilmesi, kahramanın artık bilgi eşiğini geçtiği ve geri dönülmez bir farkındalık düzeyine ulaştığı ana işaret eder. Bu zincirleme rehberlik süreci, Joseph Campbell’ın “bilge yaşlı” ya da Jungcu anlamda “büyücü” arketipinin modern, çoğullaşmış bir biçimidir. Film, böylece rehber figürünü tekil bir otorite olmaktan çıkarıp, kahramanın bilinçdışında yankılanan farklı bilgi kaynaklarının bir toplamı haline getirir.

Suspiria ve Kahramanın Yolculuğu

5- Eşiği Geçiş – Akademinin Gizli Kapıları: Suzy, mekanik anlamda akademinin içsel bölümlerine, mahzenlerine ve ritualistik alanlarına girer. Argento’nun kamera hareketleri ve mekân tasarımı (dar koridorlar, labirentimsi geçitler) “eşik” metaforunu fiziksel hale getirir. Artık gündelik gerçeklik geride kalmıştır.

6- Sınavlar, Müttefikler, Düşmanlar: Suzy’nin etrafındaki herkes artık güvenilmezdir: Suzy’nin mücadelesi hem dışsal (cadılara karşı) hem içsel (korkusuna karşı) hale gelir. Bu aşama kahramanın kişisel gücünü keşfettiği testlerle doludur.

7- Mağaraya Yaklaşma – Karanlıkların Kaynağına Hazırlık: Filmdeki mezar odaları, gizli tapınaklar mağaranın karşılığıdır. Burada Suzy, Helena Markos’un etkisiyle yüzleşmeye hazırlanır. Argento’nun renk tercihleri (önce mavi, sonra kan kırmızısı), perde arkasında yatan şeyin değişken doğasını ve bilinçdışının katmanlarını görselleştirir. Artık kahraman kendi bilinçdışının “ana rahmine” dönmüştür.

Suspiria ve ezoterizm

8- En Büyük Sınav – Helena Markos ile Yüzleşme: Suzy, Helena Markos’un mezar odasında onun ruhuyla yüzleşir. Bu sahne kahramanın “ölümle” sembolik karşılaşmasıdır. Markos yıkıcı dişil gücün, gölge yönün, kaosun arketipidir.

9- Ödül: Suzy cadıyı öldürür ve cadının ölümüyle birlikte akademi çökmeye başlar. Kahramanımız, yeniden doğmuş gibidir. İçsel bilgeliği, sezgisel gücü kazanmıştır. Campbell’in “kutsal kılıcı ele geçirme” anı burada sezgisel bilgiyle eşleşir: Akılcı mantığın ötesinde bir farkındalık.

10- Dönüş Yolu: Dans akademisi çökerken Suzy dışarı çıkar. Burada Suzy mitik dünyadan gerçek dünyaya dönmeye başlar. Artık o, bilinçdışının karanlık katmanlarını aşmış, kendi içindeki tanrısal gücü tanımış bir varlığa dönüşmüştür. Aydınlığa doğru attığı her adım, hem bireysel hem de kolektif bir arınmanın sembolüdür.

11- Yeniden Diriliş: Suzy artık eskisi değildir. Karanlıktan geçmiş, bilgiyle arınmış, bir inisiyasyon yaşamıştır.
Filmdeki yüz ifadesi (özellikle sondaki gülümsemesi) onun dönüşümünü özetler.

12- İksirle Dönüş: Suzy’nin elde ettiği “iksir”, farkındalık ve içsel güçtür. Artık dışsal bir güce değil, kendi sezgisine güvenmektedir. Argento’nun filminde iksir, cadılığın yok edilmesi değil, onunla yüzleşme cesaretidir.

Şeyma

Yaklaşık 15 yıldır seyahat ediyor. Asıl odak noktasını üretim/yaratıcılık olarak tanımlayarak bu bağlamda bir şeyleri dönüştürmeyi, yaşamdan üreterek beslenmeyi sürdürüyor. Müzik, resim, edebiyat, tasarım, doğa, gnostisizm, okült öğretiler, semboller ve mitler ilgileri arasında.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu