Sanat, çoğu zaman söze dökülemeyeni somut bir şekilde ifade etmenin en kıymetli yollarından biridir. Benim için bunu değerli bir hale getiren isimlerden biri de hiç kuşkusuz Elif Varol Ergen.
Elif Varol Ergen, eserlerinde bilinçdışının karanlık dehlizlerinden süzülen imgeleri gün yüzüne çıkararak izleyiciye hem rahatsız edici hem de büyüleyici bir deneyim sunuyor. Sanatçı, kendi iç dünyasının karmaşasını sanat aracılığıyla dönüştürürken, aslında hepimize zihnimizin saklı odalarını hatırlatıyor.
Onun eserleri ile yıllar önce karşılaşmış olsam da röportaj yapma şansına yeni erişebildim. Kendisi ile yaptığım bu keyifli sohbet, yalnızca merakımı gidermek değil, aynı zamanda sanatına dair derinlikleri bizzat kendisinden duymak açısından da benim için özel bir deneyim oldu. Röportajımızda sanatçının ilham kaynaklarından içsel yolculuklarına, bilinçdışıyla kurduğu özel bağdan sanatsal üretim sürecine kadar birçok konuyu ele aldık.
Elif Varol Ergen
Elif merhabalar. Röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Klasik bir girişle başlamak isterim önce. Bugünlerde neler yapıyorsunuz?
Bugünlerde yoğun bir sergi ve üretim sürecim var. Haziran’da inisiyatifimiz Kitschen ile Ankara’da harika bir sergi yaptık. Eylül’de İstanbul daha sonra da Eskişehir’de bazı etkinliklerim olacak. Bunların dışında yaz dönemi olduğu için daha fazla çalışıyorum ve yeni teknikler deniyorum. Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim üyesiyim, akademik çalışmalarım ve derslerim devam ediyor.
“Önceki çalışmalarımda travmalar, insan psikolojisi ve feminizm temaları ön plandaydı”
Bir röportajınızda, sanat kariyerinizin ilk yıllarında şiddet ve istismar gibi sert konuları işlerken zamanla mistisizme yöneldiğinizi belirtmiştiniz. İlk çalışmalarınızdaki ağır ve gölgeli temaların zamanla yerini daha dingin ve aydınlanmış bir anlatıma bırakması, kendi içsel yolculuğunuzu nasıl etkiledi?
Evet önceki çalışmalarımda travmalar, insan psikolojisi ve feminizm temaları ön plandaydı. Bahsettiğin konuların başlangıcı ise feminizmin antik formlarından, tanrıça kültlerinden ve spritüel resimlerden aldığım esinlerden kaynaklanıyor. Antik dönemlerde şifacı ve doğayla yakından ilişkili kadınlar için olumsuz tanımlar yer almazken, orta çağ Avrupası’nda topluluklara bilgi taşıyan ve bitkilerden ilaç yapan kadınlar kilise baskısıyla cadılık ve şeytanla ilişkilendirildi ve kadın bilgeliği bastırıldı. Berlin’de akademik araştırmalarımı yürütürken tarihi istatistikler de dahil cadılık ve büyücülük ile ilgili ilginç kaynaklara ulaşmıştım. Bunlar antropoloji, dinler tarihi ve sanat tarihini beraber okuyabileceğiniz kaynaklardı. Aynı zamanda Akad ve Babil’de Lilitu, antik Yunan’da Medusa ya da Arachne gibi dönüşüme uğramış ve şeytanlaştırılmış kadın karakterler de ötekileştirilmiş kadın temsilleri olarak çalışmalarımda yer aldılar. Özetle bu araştırma ve okumaların tümü yeni esinler verdi ve çalışmalar daha farklı formlara evrilerek devam etti.
Elif Varol Ergen – Abraxas
“Dijital uygulamalar, illüstratörler için artık çağın kaçınılmaz teknikleri”
Dijital sanatla geleneksel resim tekniklerini bir araya getiriyorsunuz diye biliyorum. Bu iki yaklaşımı bir araya getirdiğinizde ortaya çıkan sentezi nasıl tanımlarsınız?
Teknikler birbirini tamamlıyor. Kağıt ve tuval üzerine uygulamalar malzeme, doku, rastlantısallık ve zaman hissini artırıyor. Dijital uygulamalar, illüstratörler için artık çağın kaçınılmaz teknikleri. Yalnızca hız ve erişilebilirlik değil, aynı zamanda yeni ifade biçimleri ve farklı görsel olasılıklar da sunuyor ve bu tekniklerle çoğu proje çok daha hızlı ve hatasız ilerliyor. Öte yandan hem manuel hem dijital teknikleri kullandığımda daha katmanlı bir sonuç ortaya çıkıyor. Hem dijtal illüstrasyon hem de dijital çıkış artık pek çekici gelmiyor bana. Kağıt ya da kumaş üzerine manuel baskılar yeni ihtimaller yaratan sonuçlar ortaya koyduğu için daha eğlenceli ve sanatsal.
Yeni bir esere başlarken, yani aklınızdaki o ilk fikri hayata geçirirken takip ettiğiniz küçük ritüelleriniz ya da alışkanlıklarınız var mı?
Yeni bir esere başlarken biraz sessizlik ve yalnızlık gerekir, bu sıralar zihni boşaltarak eskiz defterime spontane karalamalar yapıyorum, bazen kısa bir meditasyon da iyi geliyor fikirlerin rafine olması için. Çoğu zaman korku filmleri ya da korku çizgi romanlarından yeni esinler aramayı seviyorum. Uygulama yaparken hep müzik açık olur ve genellikle geceleri çalışırım.
Elif Varol Ergen – The Apocalyptic Woman
Peki bir eserin ‘tamamlanmış’ olduğunu size hissettiren veya bu kararı vermenizi sağlayan en önemli kriter nedir?
Bu soru çok güzel, aslında bir eser hiçbir zaman bitmemiş olabilir ya da başladıktan birkaç saat sonra bitmiştir. Bazen deadline’lar etkili olur. Zaman kullanımı sanatçıların en büyük sorunu olabilir ve belli bir tarihe yetişmesi gereken işler ‘bitirilmesi gerek’ düşüncesini adrenalinle zorlayabilir. Bunun dışında bir eserin tamamlandığını hissettiğim an genellikle bir varlık kazandığını gördüğüm andır, kompozisyonun tamamlandığı artık daha fazla nesne ve çizgi kabul etmediği zamandır. Bazen de akşam bu iş bitti artık diyorum ama sabah hiç tamamlanmış gelmiyor, yeniden bozup yapıyorum, en sonunda artık ekleyecek ya da çıkaracak bir şey kalmadığında bitiyor. Tamamlanma konusunda sanatçıyı kararsızlığa iten şey eserin kendi bütünlüğüne kavuşmadan önce matematikteki gibi yüzey üzerinde değişikliğe uğrayabilecek milyonlarca olasılık olması.
“Günümüzde posthuman yaklaşımının bu düşünce ve pratiklere yakın olduğu söylenebilir.”
Bir sanatçı olarak değişim ve dönüşüm fikri üretim pratiğinize nasıl yansıyor?
Değişim ve dönüşüm fikri uzun süredir çalışmalarımda hissediliyor diye düşünüyorum. Antik kültürlerde insanın doğayla kurduğu sezgisel ve elementsel bağ bilinmekteydi ve aynı zamanda görünmeyen ile iletişimi olan şamanlar gibiydiler. Doğa ve hayvan ruhları, elementler ve göksel döngülerle yakından ilişkiliydiler. Günümüzde posthuman yaklaşımının bu düşünce ve pratiklere yakın olduğu söylenebilir. İnsanı merkezden çıkararak doğa, hayvan, makine ve ruhsal olanla kurduğumuz ilişkileri yeniden düşünmemizi sağlayan ve yeni beden tasarımları yapan bir yaklaşım bu. Uzun süredir eser ismi ve üretim fikri olarak kullandığım Teriantropi kavramı da buna gönderme yapıyor. (Yarı insan yarı hayvan karakterler) Bu esini tam olarak şamanların beden değiştirip hayvan formunda yolculuk yaptığına dair etnografik ve mitolojik kaynaklardan edindiğim hikayelerden aldım. Şamanın ruhu trans halindeyken bedenden ayrılır ve hayvan kılığına girerek öte alemlere yolculuk yaptığına inanılır. Bu, şekil değiştirme ‘shapeshifting’ olarak bilinir ve çoğu zaman şamanın hayvan rehberi veya totemi ile özdeşleşmesi şeklinde açıklanır.
Elif Varol Ergen – Witch Hunt
“Spare’in çalışmalarına duyduğum hayranlık çok büyük”
Sizce sanat ve üretim, bireyin bilinçdışının somutlaşarak kolektif bilinçle buluştuğu evrensel bir paylaşım alanı mıdır?
Uzun süredir bu soru üzerinde çalışıyorum ve araştırıyorum, hatta bu konuyu kapsayan bir makale yazdım ve yayınlanmasını bekliyorum. Bilinçaltı ve bilinçdışılık üzerine araştırmalar yapan ünlü psikoterapist Jung’un çalışmaları ve ondan önce H.P. Blavatsky gibi bazı okült ve spiritüalist düşünürlerin eserlerini okuduğumda konunun sanatsal yaratıcılıkla olan güçlü bağını fark ettim. Özellikle Austin Osman Spare’in otomatik çizim teknikleri, bilinçdışı durumda gerçekleştirdiğini iddia ettiği varlık çizimleri ve sigil tasarımları, bu ilişkinin sanatsal boyutunu derinleştiren en önemli örnekler arasında. Spare’in çalışmalarına duyduğum hayranlık çok büyük, son dönem çalışmalarımda bana esin kaynağı oldular.
Ayrıca psikanalizle ilgili eserleri gözden geçirdiğimizde yaratıcılık konusunun akademik dünyada bilinçdışılık veya bilimdışılık kavramlarıyla yanyana kullanıldığını görüyoruz. William James’den itibaren (Amerikalı filozof ve psikolog), yaratıcılık, bilimsel çalışmalarda “rahat kaçırıcı” “esrarlı” ve “bilimdışı” bir alan olarak görülmüş, çünkü bilimsel olarak neden bazı insanların yaratıcı bazılarının ise yaratıcılıktan çok uzak oldukları konusu çözülemiyor.
Bazı sanatçılar bilinçdışı deneyimlerin derin ve vazgeçilmez kaynaklar olduğunu savunurken bazıları da sadece hayat deneyimlerinden beslendiğini iddia ediyor. Mesela Bourgeois, sanatı “akıl sağlığının garantisi” olarak adlandırmıştı ve etrafındaki dünyayı ve içindeki yerini sanat yoluyla anlamlandırıyordu. Ama bu da yaratıcı yeteneklerinin bir sonucu olarak şekillenen bir eylem. Belki de bir sanatçının özündeki varlık formlarına ulaşabilmesi ve onları görünür kılabilmesi, bilinçdışını açığa çıkarabilmesi ile mümkündür. Bu eyleme yardımcı olabilmesi için sürrealistlerin çoğu otomatizm yöntemini kullandılar. Bu kavramı araştırdığınızda ise bilinçdışılık, bilinçdışı çizim, okültizm, sürrealizm ve psikoterapinin felsefi kurucularına kadar uzanan bir düşünce hattına ulaşırsınız.
Dolayısıyla sanatın bu yönünü çok önemsiyorum. Sanat ve üretim, yalnızca hayata dair bireysel bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bilinçdışında saklı olanı görünür kılan bir araç işlevi görebilir. Bazı sanatçıların birbirlerinden habersiz olarak benzer ifadeler ve durumları görselleştirmeleri ilginç. Jung’un ‘kolektif bilinçdışı’ kavramı burada yol gösterici olabilir; çünkü ona göre bireyin içsel imgeleri yalnızca kişisel deneyimden değil, aynı zamanda insanlığın ortak arketiplerinden de besleniyor. Sanat, başlıbaşına insanlığın hafızasına yapılan bir katkı ama bu spiritüel tarafıyla ya da doğu mistisizmi açısından bakıldığında, öz ve evrensel ruh arasındaki bağın somutlaşması olabilir.
Elif Varol Ergen – Queen of Orientis
Son olarak, sizi heyecanlandıran veya ilham veren başka hangi sanat dalları var?
Bir süredir ‘outsider art’ ile ilgiliyim. Outsider art; dışavurumcu, kurumsal sanatın dışında kalan genellikle sanat eğitimine karşı ya da almamış ama güçlü bir ifade ile üreten sanatçıların çalışmalarına verilen isim. Bağlı bulunduğum inisiyatiflerle beraber yapmayı en sevdiğim şey, özellikle son sergimizde denediğim heykel ve yüzey üzerine 3 boyutlu uygulamalar da benim için oldukça ilham verici şu sıralar. Bunun yanı sıra yapay zekanın sanat üretimindeki rolü de öngörülmedik görsel sonuçlar üretmesi açısından oldukça ilginç ve yeni fikirler verebiliyor.
Bu güzel sorular için çok teşekkür ederim!