RöportajlarSanat SepetYerli

Zeynep Çolakoğlu ile Gothic’ten Metal’e, Şaraptan Edebiyata

Çok uzun zamandır Türk yazarları sitemde konuk etmiyordum. Bu kez, edebiyatın yanı sıra gotik anlatılar ve metal müzik üzerine de çalışmalar üreten yazar Zeynep Çolakoğlu ile bir araya geldik. Kendisini ilk kez “Maya Büyüsü: Şarap, Lezzet ve Duygusal Deneyimler” kitabıyla tanımıştım ancak sonra araştırınca, çok farklı ve eklektik alanlarda da yazdığını keşfettim.

Çolakoğlu’nun yazarlık serüveni, kaleme aldığı eserler ve farklı alanlardaki üretimleri üzerine konuşurken, gotik edebiyattan metal müziğe, şaraptan mayalanma kültürüne kadar uzanan oldukça renkli bir sohbet gerçekleştirdik. Haydi buyurun o halde!

Merhaba. Öncelikle sizleri kısaca tanıyalım. Zeynep Çolakoğlu kimdir?

Kendimi, yaşamını üç sacayağı üzerine kurmuş karanlık bir yazar olarak tanımlamayı seviyorum. Bunlar korku/gotik edebiyatı, metal müzik (özellikle black metal) ve şarap. Bu üç damar, yaşamım boyunca beni besleyen, yok eden, yeniden inşa eden bir gerçeklikte birleşiyor.

“Bilimle oldukça içli dışlı bir gündüz yaşamım var, yazarlık ise hayatımın gecesi”

Ben sizi ilk “Maya Büyüsü: Şarap, Lezzet ve Duygusal Deneyimler” kitabıyla tanıdım. Kimya, gastronomi ve duyguları aynı potada eritme fikri nasıl ortaya çıktı?

2000’lerin başından beri korku/gerilim üzerine öyküler yazıyorum. Paralelde müzik yazarlığı da yapıyordum. Korku edebiyatı ve metal müzik birbiriyle girift bir ilişkiye sahip; beraber uyumlanıp devam ediyor. Ancak benim bir mesleğim de kimya mühendisliği; bilimle oldukça içli dışlı bir gündüz yaşamım var, yazarlık ise hayatımın gecesi. İşte geceyle gündüzü birleştirmek istediğim bir noktada çıkan ilk kitabım “Şarap Koyusu” oldu. Öyküsel bir anlatıma sahip bu kitapta şarabı bir kimya mühendisi bakış açısıyla anlattım. Ardından, devam eden şarap kariyerimin de etkisiyle konuda daha da derinleşen; aroma kimyası, duyusal analiz ve gastronomiyi de içine alan “Maya Büyüsü” kitabı geldi. Bu iki kitap, edebiyatla bilimi buluşturduğum iki özel eser oldu. Şarap üzerine çıktığım yolculuk, yazarlık ve eğitim ekseninde ilerledi. Amacım, konuyu bilimsel bir temelde ele alıp herkesin anlayabildiği ve keyifle okuyabildiği bir dilde aktarmaktı; bu iki kaynak kitap, hem tek başlarına hem de verdiğim eğitim serisi ve seminerlerde bu amaca ulaşmama yardımcı oldu.

Yazar Zeynep Çolakoğlu

“Prof. Dr. Beno Kuryel ile bilim felsefesi ve psikanaliz üzerine çalışmalar yaptım”

Peki kimya mühendisliği eğitiminiz, yazarlık dilinizi ve düşünme biçiminizi nasıl şekillendirdi?

Kimya mühendisliği bölümünü severek okudum, üzerine yüksek lisans da yaptım. Analitik bakış açısı kazanmama ve disiplinli çalışma tarzıma çok katkısı oldu. Araştırma-geliştirme mühendisi olarak uzun yıllardır çalışıyor olmam da çok yönlü olmamın önünü açtı. Bununla birlikte, standart mühendislik eğitiminin dışına çıkarak, okul yıllarından bugüne direkt iletişimimi sürdürdüğüm değerli hocam Prof. Dr. Beno Kuryel ile bilim felsefesi ve psikanaliz üzerine çalışmalar yaptım; mühendisliği farklı bir perspektifle de ele aldım, eleştirel düşünceyi yaşamımın her alanına dâhil ettim. Mühendislik eğitimi aslında kendi yolunu inşa edecek temel muhteviyatı ve bu yolu, kimilerini şok edecek şekilde dolu dizgin yapıp bozarak tek başına yürüme cesaretini veriyor. Bir yazar için bu çok değerli bir deneyim. Dil konusuna gelince, mühendisliğin kendi dili var; modellemeler konuyu anlaşılır kılma konusunda Apollonca diye tarif edeceğim bir özellik taşıyor ve bu, bir yazarın diline sadelik kazandırıyor. Ancak dili etkileyici bir şekilde kullanmak, sözcüklerle dans etmek için başka bir şeye ihtiyacınız var: Dionysosça akan, okudukça gelişen, yazdıkça kendini bulan yazı tonunuz, sesiniz.

Yazar Zeynep Çolakoğlu röportajı

Gotik, korku alanında da yazıyorsunuz. Türk korku edebiyatının yeterince keşfedilmediğini düşündüğünüz yönleri var mı?

Türk edebiyatında sözlü edebiyattan gelenler, masallar, tüm bu karanlığın saçmalığını mantıksal açıklamalarla noktalayanlar şöyle dursun, gotiğin hakkını veren iki isim var: Suat Derviş ve Kenan Hulusi Koray. Eserleri, bu topraklarda korku türünün gelişiminde önemli rol oynamıştır.

Ardından, korku edebiyatına eserleriyle ve yetiştirdiği yazarlarla önemli katkıda bulunan Altay Öktem gelir. Karakalem Yeraltı Edebiyatı dergisi bir dönem korku, gotik ve yeraltı yazarlarının, çizerlerinin kendilerini geliştirdiği bir okul olmuştu.

Günümüzde ise FABİSAD derneği çatısı altında da toplanarak bu türe emek veren birçok yazar, gerçekten korkunun içinden geçen, hakkını veren eserler üretiyor, antolojiler çıkarıyor. Karanlıktaki Kadınlar, Anadolu Korku Öyküleri, Dark Antoloji, Dark Gerilim gibi serilerde korku, gotik, psikolojik gerilim ve polisiye türlerine katkıda bulunan birçok yazar yer aldı.

2000’lerde yurt dışından korku antolojileri getirdiğimde postanede zararlı neşriyat olarak ayrılıp sorguya çağrıldığım bile olmuştu. Şimdi antoloji serilerimizin olması çok güzel. Türkiye, doğu ile batıyı birbirine bağlayan bir köprü gibi. Bu topraklarda hem muhafazakârlık hem de kalıplarını kırıp geçmek isteyen devrimci bir yapı var. Bu iki aradalık, radikal işler ve ekstrem sanatlar için hem engel hem de çığır açmak için ilham.

Büyülü Sözlük – Zeynep Çolakoğlu

“Karanlık enerjiyi karşılamak için algılarımı hep açık tutuyorum”

Korku hikâyeleri üzerine yazarken sizi etkileyen şehirler, mekânlar veya eski yapılar oluyor mu?

Kesinlikle mekânın ruhuna inanan biriyim. Konu korku olunca o dalgayı bulabileceğim yerlere özel geziler düzenliyorum; ya da bana gelen karanlık enerjiyi karşılamak için algılarımı hep açık tutuyorum. Bilerek ziyaret ettiğim yerler arasında harabeleri, kanlı geçmişi, güneşli plajların aksine karanlık dik kayalıkları ve kulak tırmalayan rüzgârıyla Karaburun özeldir. Prag’da yaşadığım bir dönemde, bana göre birer sanat galerisi olan mezarlıklarda çok vakit geçirdim. Finlandiya ziyaretlerimden birinde tesadüfen yol üstünde fark edip saatlerimi geçirdiğim, heykelleri gerçek insan dişi olduğu söylenen protezlerle tamamlanmış Parikkalan Patsaspuisto (Parikkala Heykel Parkı) ise beni bulanlardandı. İstanbul’un Karanlığında adlı öykü kitabımda yer alan “Ateşaltı” öyküsü, bu parkta hissettiklerimden ilham aldı.

Bir metal müzik dinleyicisi olarak, en sevdiğiniz 5 albümü bizimle paylaşır mısınız?

Headbang’i yayımlarken en sevdiğim şeylerden biri de her sayı için özel bir konsept belirleyip listeler yapmamızdı. Geçmişten gelip peşimi bırakmayan ve bugünüme hâlâ dokunan beş albümü listeleyeyim: Shining “V: Halmstad”, Ghost Bath “Moonlover”, Marty Friedman “Scenes”, Deathspell Omega “Fas – Ite, Maledicti, in Ignem Aeternum”, Immortal “At the Heart of Winter”.

Röportaj için teşekkürler.

Şarap ve edebiyat yazılarım: sarapkoyusu.substack.com

Müzik yayınım: blackmetalchronicles.com

Gnothi

Yaklaşık 20 yıldır seyahat ediyor. Asıl odak noktasını üretim/yaratıcılık olarak tanımlayarak bu bağlamda bir şeyleri dönüştürmeyi, yaşamdan üreterek beslenmeyi sürdürüyor. Müzik, resim, edebiyat, tasarım, doğa, gnostisizm, okült öğretiler, semboller ve mitler ilgileri arasında.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu