RöportajlarYabancı

Grave Miasma: “Karanlık, yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır”

Metal müziğin karanlık estetiği çoğu zaman okült semboller, ezoterik göndermeler ve mistik imgelerle süslü gibi gözükür. Fakat bu öğeler her zaman yüzeysel bir görsel tercih olmaktan öteye geç-e-mez ne yazık ki. Gerçek anlamda ezoterizmi, ölüm kavramını ve bilinmeyene duyulan arayışı müziğinin özü haline getirebilen grup sayısı oldukça azdır. İngiliz death metal grubu Grave Miasma ise bu işi ustalıkla gerçekleştiren nadir gruplardan biri yalnızca.

Aslında işin özü, grubun öznel sound’u ile de alakalı elbette. İlk albüm “Odori Sepulcrorum” ile son albüm “Abyss of Wrathful Deities” arasında uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, her iki çalışmanın da bıraktığı etki hala tazeliğini koruyor. Röportaj sayesinde grubun yeni albüm çalışmalarına dair güncel bilgiler edinme fırsatı da bulduk neyse ki.

Türkiye konserinin ardından geçen yılları, yeni albüm hazırlıklarını ve müziğin ardındaki felsefeyi konuştuğumuz kapsamlı Grave Miasma röportajı sizlerle.

Grave Miasma röportajı – Fotoğraf: Toni B. Gunner

Merhaba! Nasılsınız? İstanbul’daki son konserinizden bu yana neler yaptınız?

Selamlar. İlk ve şu ana kadarki tek İstanbul konserimiz Şubat 2019’da gerçekleşti. O zamandan bu yana Grave Miasma tarihinde önemli gelişmeler yaşandı.

Kurucu gitaristimiz R, Abyss of Wrathful Deities albümünün yazım sürecinde dostane bir şekilde gruptan ayrıldı ve albüm üç kişilik kadroyla tamamlandı. O dönemde İstanbul konserinde bas çalan T., lead gitar görevine geçti. Daha sonra ise Amdz bas gitarist olarak kadroya katıldı.

Bu kadroyla Avrupa ve Amerika’da birçok ülkede sahne alma şansı yakaladık ve çeşitli önemli festivallerde yer aldık. Şu sıralar yeni stüdyo albümümüz üzerinde çalışıyoruz ve kayıt sürecine 2027 yılı içerisinde başlamayı planlıyoruz.

“Meşhur Türk misafirperverliğini fazlasıyla yaşadık”

Hazır konu açılmışken, hatırladığınız kadarıyla İstanbul konseri nasıldı?

Mezar Organizasyon harika bir iş çıkardı ve İstanbul’daki death metal tutkunları için çalmak bizim için büyük bir ayrıcalıktı. Elbette organizatörler, ekipleri ve konsere gelen dinleyiciler sayesinde meşhur Türk misafirperverliğini de fazlasıyla yaşadık.

Ayrıca Engulfed de sahnede gerçekten mükemmeldi.

Grave Miasma röportajı

Röportajlarınızdan birinde Goat Molestör hakkında “Parçada ortaya çıkan şey death metalin ilahi özüydü.” demiştiniz. Grave Miasma’nın dönüşüm süreci bu açıdan nasıl gelişti?

Bunu yazarken aklımda tam olarak ne olduğunu gerçekten bilmiyorum. Oldukça dağınık bir cümle kurmuşum. Ama bundan çıkarabileceğim şey şu: Exalted Emanation MLP’sinde yer alan “Gnosis of the Summon” parçasını yazdığımız dönemde müziğimizin arkasındaki niyetin değişmeye başladığı açıktı.

Müzik hâlâ sert, ilkel ve eziciydi; ancak daha düşünsel, daha zihinsel bir karakter kazanmaya başlamıştı. Bu da ilk grup ismimize artık uygun düşmüyordu.

İsim değişikliğiyle ilgili sanırım bin kez soru cevapladım. Aslında neden değiştirdiğimiz oldukça açık olmalı. O dönem tüm grup üyeleri bu kararı anında ve hiçbir tereddüt yaşamadan ortak şekilde aldı.

Grave Miasma röportajı – Fotoğraf: theflaneur.photography

“Durağanlık, ölüm demek değildir”

Son albümünüz Abyss of Wrathful Deities üzerinden beş yıl geçti. Bu süreçte neler yaşandı?

Albümün yayımlanmasının hemen ardından The Ruins of Beverast ve Fuoco Fatuo ile Avrupa turnesine çıktık ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde konserler verdik.

Albüm çıktıktan yaklaşık dokuz ay sonra ise, benim Avrupa’da yaşamıyor olmam nedeniyle grup olarak ortak bir ara verme sürecine girdik. Yalnızca araya tek tük konserler ve kısa turneler sığdırabildik.

Fakat durağanlık ölüm demek değildir; tıpkı ölülerin kemiklerinin toprağın altında çürümeye ve kıpırdamaya devam etmesi gibi. Yeni albümün büyük bölümü de aslında bu dönemde yazıldı.

“Birçok farklı kaynaktan gelen imgeleri ve sembolleri kullanıyorum”

Biraz da işin daha içsel tarafına değinmek istiyorum. Şarkı sözlerinizdeki semboller ve ezoterik göndermeler belirli bir okült geleneğe mi dayanıyor, yoksa farklı disiplinlerden beslenen kişisel bir mitoloji mi oluşturuyorsunuz?

Birçok farklı kaynaktan gelen imgeleri ve sembolleri kullanıyorum; tek bir gelenekten beslenmiyorum.

Bunları kendi bakış açımla harmanlıyor ve şarkı sözlerinde bir anlatı oluşturacak şekilde bir araya getiriyorum. Buna örnek olarak “Ascension Eye” parçasını verebilirim. Bu şarkı, Negev Çölü’ndeki bir arkeolojik alanda gördüğüm ve bana Moloch tasvirini çağrıştıran bir taş oymadan ilham aldı.

Gerçekten Moloch’u temsil edip etmediğini bilmiyorum ama hayal gücümü harekete geçirmeye yetti.

Fotoğraf:
duncanmccallphoto

Karanlık temasını içsel aydınlanmaya ulaşmanın bir aracı olarak mı kullanıyorsunuz?

Karanlık yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Dehşet her yerde gizlidir ve karanlığın farklı biçimleriyle bağ kurmayı sağlayan çeşitli yollar vardır. Ben bunun aydınlanmaya ulaşmanın bir yöntemi olduğunu düşünmüyorum.

Daha çok varoluşun, bilincin ve nihai gerçekliğin bütününe dair tekinsiz, ölümcül ve karanlık bir bakış açısı olarak görüyorum.

Peki death metal dışındaki ilham kaynaklarınız nelerdir?

Müzikal açıdan bakarsak, her zaman metalin tüm alt türlerinden, Krautrock’tan, progresif müziğinden, 70’lerin elektronik müziğinden ve yakın doğu halk müziğinden ilham aldık. Edebiyat ve doğa da bana çeşitli şekillerde ilham veriyor.

Son olarak, önümüzdeki günlerde dinleyicileri neler bekliyor?

Şu anda bir sonraki albümümüz için şarkı yazma aşamasındayız. Albümü 2027’nin başlarında kayda hazır hale getirmeyi planlıyoruz.

Kapak fotoğrafı: duncanmccallphoto

Gnothi

Yaklaşık 20 yıldır seyahat ediyor. Asıl odak noktasını üretim/yaratıcılık olarak tanımlayarak bu bağlamda bir şeyleri dönüştürmeyi, yaşamdan üreterek beslenmeyi sürdürüyor. Müzik, resim, edebiyat, tasarım, doğa, gnostisizm, okült öğretiler, semboller ve mitler ilgileri arasında.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu