Bilinmeyene YolculukDoğaya Dair

Terk Edilmiş Mekanların Cazibesi: Urbex Kültürü ve Karanlık Turizm

Urbex kültürü, karanlık turizm bu tabirleri hiç duydunuz mu? Peki terk edilmiş mekanlar neden bize gizemli ve çekici gelir bunu hiç düşündünüz mü? Bu sorunun cevabı çoğu zaman sandığımız kadar uzak ya da karmaşık olmayabilir. Bazen bir binanın boş oluşu, onun hikayesinin bittiği anlamına gelmez, sadece görünmez bir forma büründüğü anlamına gelir.

İnsan, tamamlanmamış şeylere doğal bir eğilim duyar. Bir kapının neden kapandığını bilmemek, o kapının ardına dair sayısız ihtimal üretir. Görmediğimiz her detay, zihinde kendi versiyonunu oluşturur. Bir zamanlar dolu olan bir odanın şimdi sessiz oluşu da aynı etkiyi yaratır. Eksilen şey sadece insanlar değildir, aynı zamanda zamanın kendisidir.

Terk edilmiş mekanların çekiciliği üzerine düşündüğümüzde bu noktada urbex kültüründen bahsetmek gerekir. Urbex, yani urban exploration, şehirlerde ya da doğada terk edilmiş, kullanılmayan ya da genellikle erişime kapalı alanların keşfedilmesi üzerine kurulu bir kültürdür. Terim, 19. yüzyıl İngiliz deneme yazarı Thomas Penson De Quincey ile Alman edebiyat eleştirmeni ve filozof Walter Benjamin’in Paris’teki mekansal deneyimlerinden doğmuştur.

Terk edilmiş mekan gezisi yapan kişiler için bu mekanlar sıradan, boş yapılar değildir. Aksine zamanın durduğu, hayatın bir anda kesildiği ama izlerinin hâlâ kaldığı alanlardır. Terk edilmiş fabrikalar, hastaneler, evler ya da otellerin her biri, görünürde sessiz olsa da kendi içinde bir hikaye taşır ve urbex kültürü tam da bu hikayeleri görünür kılmaya çalışır.

Deniz-Kum-Güneş Tatiline Alternatif: Karanlık Turizm

Son yıllarda turistlerin değişen talepleri, turizm türlerinin de çeşitlenmesine neden olmuş ve klasik deniz-kum-güneş turizmine karşılık alternatif turizm türleri ortaya çıkmıştır. Özellikle 1990’lı yılların başından beri yeryüzünde yaşanan savaşlar, toplu ölümler ve doğal afet gibi olaylar, alternatif bir tür olarak karanlık turizmi ortaya çıkarmıştır. Karanlık turizm, ölüm, felaket ve trajedi ile ilgili yerlerin anma, eğitim ve eğlenme amacıyla gezilmesini ifade etmektedir (Lennon ve Foley, 2000: 119)

Kapalı Maraş, Gazimağusa sınırları içinde yer alan ve 1974 sonrası yaşanan savaş sürecinin ardından terk edilmiş eski bir turizm bölgesidir. Bir zamanlar hareketli otelleri ve canlı caddeleriyle öne çıkan bölge, savaş sonrasında boş kalarak zamanın durduğu simgesel bir alan hâline gelmiştir. (urbex kültürü karanlık turizm)


Stone (2006: 146) karanlık turizmi, “ölüm, ıstırap ile ilişkili ve görünüşte ürkütücü yerlere seyahat etme eylemi” olarak tanımlamaktadır. Karanlık turizm ve urbex kültürü her ne kadar çoğu zaman birbiri ile karıştırılsa da, temel amaçları bakımından belirli bir noktada ayrılmaktadır. Karanlık turizmde ziyaret edilen mekanlar çoğunlukla ölüm, trajedi, savaş veya felaket gibi tarihsel olayların izlerini taşımakta ve bu alanlar anma, öğrenme ya da geçmişle yüzleşme amacıyla ziyaret edilmektedir. Urbex kültüründe ise odak noktası, mekanın trajik geçmişinden ziyade terk edilmiş, erişimi kısıtlı veya unutulmuş alanların keşfedilmesi, yapısal dokusunun incelenmesi ve bilinmeyene ulaşma arzusudur.

Karanlık turizm her ne kadar son yıllarda keşfedilmiş gibi dursa da Roma Kolezyumu ve gladyatör gösterilerine kadar uzanan, yüzyıllardır var olan bir olgudur. Tarihsel karanlık turizm örnekleri arasında halka açık infazlar ve hac ziyaretleri sayılabilir. Hac ziyaretleri genellikle önemli dini şahsiyetlerin öldürüldüğü yerlere yapılan seyahatleri içerir. Bu dönemde ayrıca savaş alanları ve morg ziyaretleri de yaygındı. Herhangi bir trajedi ve acı mekanı, karanlık turizm cazibe merkezi haline gelebilir.

Karanlık turizmin ilk örneği olmasa da, Amerika’da kaydedilen en eski karanlık turizm örneklerinden biri 1934 yılında yaşandı. SS Morro Castle gemisinde çıkan yangın ve ardından acil durum prosedürlerinin uygulanmaması, geminin tamamen tahrip olmasına ve 137 kişinin ölümüne yol açtı. Geminin batışı, Amerikan tarihinin en tartışmalı deniz felaketlerinden biriydi; ancak bu trajedi, yangın güvenliği önlemlerinin iyileştirilmesine yol açtı. Felaketin hemen ardından, olayın sonuçlarını görmek için büyük kalabalıklar geldi ve bu durum tarihçilerin ilgisini çekti. Bölge hızla bir turistik cazibe merkezine dönüştü ve enkazı görmek için yaklaşık çeyrek milyon insanı çekti. Bölgede kartpostallar ve hediyelik eşyalar satıldı ve radyo yayınlarında yanan enkazda görülenler, yanan cesetlerin canlı tasvirleri de dahil olmak üzere aktarıldı. Karanlık turizmin önemli destinasyonları arasında Polonya’daki Auschwitz toplama kampı, New York’taki Dünya Ticaret Merkezi alanı ve Roma’daki katakomplar sayılabilir.

SS Morro Castle

Terk Edilmişliğin İçindeki İnsan Yalnızlığı

Karanlık sıfatı bazen yanlış bir şekilde ölüme duyulan morbid bir ilgiyle ilişkilendirilse de, karanlık turizmdeki ‘karanlık’ kavramı, gezginlerin toplumdaki ölümün yeri üzerine yaptıkları içsel değerlendirmede ve ölümlülüğü düşünürken kendilerini psikolojik olarak konumlandırma biçimlerini ifade eder. -Joelle Soulgard

Terk edilmiş yerler bize insanın şu dünyada ne kadar yalnız olduğunu hatırlatır belki de. Bir zamanlar dolu olan odaların şimdi sessizliğe teslim olması, yalnızlığın sadece bireye ait bir hal olmadığını düşündürür. Bu yüzden terk edilmiş bir binaya bakarken aslında sadece o yok olmaya yüz tutmuş duvarlara değil, yokluğun kendisine bakarız. Orada olmayan insanların gölgesi, konuşulmayan sözlerin ağırlığı, yaşanmaya devam etmeyen hayatların hayali kalmıştır.

Terk edilmiş mekanlar aynı zamanda zamanın insan üzerindeki etkisini de görünür kılar. Bir dönem yaşamla dolup taşan bu alanların yavaş yavaş doğaya, sessizliğe ve unutulmuşluğa teslim olması, insanın kalıcı sandığı şeylerin aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Terk edilmişlik, herhangi bir mekanın durumu olmaktan çıkar, insanın varoluşuna dair derin bir metafora dönüşür.

Görsel, Urbex isimli Facebook grubundan alınmıştır.

Urbex Kültürü ve İnsan Psikolojisi

Urbex, ilk bakışta bir keşif aktivitesi gibi görünse de, aslında insan psikolojisinin karmaşık katmanlarını açığa çıkaran bir deneyimdir diyebiliriz. Urbex özellikle, insan psikolojisindeki merak, korku ve adrenalin yönetimi ile yakından ilişkilidir. Yukarıda merak ve gizem kavramlarından, insanın yalnızlığı ile olan ilişkisinden bahsettik. Peki urbex kültürü sadece bunlarla mı sınırlı? Elbette hayır.

Estetik Çürüme (Kintsugi Etkisi): Zamanla yıpranan duvarlar, kırılmış camlar ve pas tutmuş yüzeyler, insan yapımı olanın doğa karşısındaki dönüşümünü görünür kılar. Bu süreçte doğa, mekanın içine yeniden sızarak onu yok etmekten çok yeniden şekillendirir. Sarmaşıkların binaları kaplaması, yağmurun duvarlarda iz bırakması ve ışığın kırık pencerelerden süzülmesi estetik dönüşümün parçalarıdır.

Adrenalin ve Macera: Tehlikeli veya yasak bölgelere girmenin getirdiği heyecan, bir minvalde insanın kendi korkularıyla yüzleşmesini sağlar. Düşünsenize koskoca bir arazinin ortasında bomboş ve devasa bir fabrika. Sessizlik o kadar baskındır ki, en küçük ses bile mekanın içinde yankılanarak büyür. Bu tür bir ortam, bilinmezlik hissini artırarak adrenalin seviyesini yükseltir ve bedeni sürekli tetikte tutar.

Nostalji ve Tarihsel Bağ: İnsanların terk ettiği alanlar, yaşamın geçiciliği üzerine düşünme fırsatı ve geçmişle duygusal bir bağ kurma aracıdır. Terk edilmiş alanlar bir zamanlar burada var olan hayatların izlerini sessizce taşır ve ziyaretçiye görünmez bir hikaye sunar. Eski eşyalar, solmuş duvar yazıları ve yarım kalmış izler, geçmişte yaşanan anların zihinde yeniden canlanmasına neden olur.

Urbex’in Kuralları: “Leave No Trace” Felsefesi

Urbex kültürünün ve karanlık turizmin insan psikolojisi üzerine etkilerine odaklandık. Peki bu işin hiçbir kuralı yok mu? Ya da tüm bu tekinsiz serüvenin içinde insan kendini ne ölçüde güvenli hissedebilir? Bu noktada “leave no trace” tabirinden bahsetmek gerekir. Leave No Trace felsefesi, bir mekana girildiğinde onu bulunduğu haliyle bırakmayı ifade eder. Bu anlayışa göre urbex gezgini mekandan hiçbir eşya almamalıdır. Yapıya veya içindeki nesnelere zarar vermemeli, hiçbir şeyi kırmamalı ya da yerini değiştirmemelidir. Duvarlara yazı yazmamalı, çizim yapmamalı ve herhangi bir iz bırakmamalıdır. Bu konuda yabancı turistler bizden daha duyarlı elbette. Bizim milletimiz gittiği her yere “canım anam” ya da “seni seviyorum belalım” gibi yazılar yazmayı seviyor malum.

Bunun yanında güvenlik de büyük önem taşır. Çürümüş zeminler, kırık camlar, paslı metal yüzeyler, çökmeye hazır tavanlar veya zararlı maddeler ciddi risk oluşturabilir. Bu nedenle urbex gezgini hazırlıklı olmalı, dikkatli hareket etmeli, tek başına keşfe gitmemeli ve kendi güvenliğini tehlikeye atacak davranışlardan kaçınmalıdır. Aslına bakıldığında özellikle ülkemizde bu tür yapıların büyük bölümü zaten güvenlik gerekçesiyle ziyarete kapalıdır. Çünkü uzun yıllardır kullanılmayan binalarda bakım yapılmadığından yapısal çökme riski oldukça yüksektir. İstanbul’daki Büyükada Rum Yetimhanesi ve Heybeliada Sanatoryumu bunun en bilinen örnekleri arasında.

Büyükada Rum Yetimhanesi

Referanslar:

  • Karanlık Turizm ve Kentsel Keşif Üzerine Teorik Bir Karşılaştırma, Duygu Ak
  • The Darker Side of Travel: The Theory and Practice of Dark Tourism. Eds. Richard Sharpley and Philip R Stone. Bristol, England: Channel View Publications, 2009. 3–17. Print.

Şeyma

Yaklaşık 15 yıldır seyahat ediyor. Asıl odak noktasını üretim/yaratıcılık olarak tanımlayarak bu bağlamda bir şeyleri dönüştürmeyi, yaşamdan üreterek beslenmeyi sürdürüyor. Müzik, resim, edebiyat, tasarım, doğa, gnostisizm, okült öğretiler, semboller ve mitler ilgileri arasında.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu